Körfez bölgesinde İran'ın İsrail'e yönelik başlattığı geniş çaplı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı Körfez ülkeleri alarm durumuna geçti. Kuveyt, hava sahasını ihlal eden İran yapımı saldırı araçlarını başarıyla önlerken, Bahreyn'de hava saldırısı sirenleri çaldı ve halk sığınaklara yönlendirildi. Saldırıların bölgesel istikrarı tehdit etmesi, uluslararası toplumda endişeye yol açtı. Olay, İran ile İsrail arasındaki gerilimin daha da tırmanmasına işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran Devrim Muhafızları, İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği ve üst düzey komutanları hedef alan saldırıya misilleme olarak, 13 Nisan gecesi İsrail'e yönelik tarihi bir saldırı başlattı. Yüzlerce kamikaze İHA, seyir füzesi ve balistik füzeden oluşan saldırı dalgası, İsrail hava savunması ve ABD, İngiltere, Fransa gibi müttefiklerin katkısıyla büyük ölçüde etkisiz hale getirildi. Ancak saldırıların bir kısmı Körfez ülkeleri üzerinden geçerken, bölge ülkeleri güvenlik önlemlerini artırdı.
Kuveyt Savunma Bakanlığı, İran yapımı bazı saldırı araçlarının ülke hava sahasını ihlal ettiğini ve hava savunma sistemlerinin bu tehditleri başarıyla imha ettiğini duyurdu. Resmi açıklamada, "Hava kuvvetlerimiz, ülke topraklarına yönelen tüm tehditleri etkisiz hale getirmiştir. Halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirler alınmıştır" ifadeleri kullanıldı. Bahreyn ise, saldırıların hedefi olmamasına rağmen, ihtiyaten hava saldırısı sirenleri çaldırarak halkı sığınaklara yöneltti. BAE ve Katar gibi diğer Körfez ülkeleri de hava sahalarını geçici olarak kapatarak önlem aldı.
Bölgede artan tansiyon, İran'ın Körfez ülkelerinin hava sahasını kullanmasına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. İran'ın saldırılarının büyük kısmı Irak, Suriye ve Ürdün üzerinden İsrail'e yönelirken, bazı füzelerin Körfez üzerinden geçtiği bildiriliyor. Bu durum, Körfez ülkelerinin tarafsızlık politikalarını zorlarken, ABD ve İsrail ile olan güvenlik işbirliklerini de karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu saldırısı, İsrail ile ilk kez doğrudan askeri çatışmaya girmesi açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bugüne kadar vekil güçler (Hizbullah, Husiler, Suriye'deki milisler) üzerinden yürütülen çatışma, artık doğrudan bir savaş riskini barındırıyor. İsrail, Saldırıların yüzde 99'unun engellendiğini açıklarken, savaş kabinesini toplayarak yanıt seçeneklerini değerlendiriyor. ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya yaptığı telefon görüşmesinde, ABD'nin İsrail'in savunmasına destek verdiğini ancak bölgesel savaştan kaçınılması gerektiğini vurguladı.
Körfez ülkeleri ise İran ile İsrail arasındaki bu gerilimde zor bir denge politikası izliyor. Bir yandan İran'ın bölgesel nüfuzundan endişe duyan Körfez ülkeleri, diğer yandan İsrail'le ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Suudi Arabistan, İran'la diplomatik ilişkilerini yeni kurarken, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail'le normalleşme müzakereleri devam ediyor. BAE ve Bahreyn ise halihazırda İsrail'le diplomatik ilişkilere sahip. Bu karmaşık denklem, Körfez ülkelerini tehditlere karşı kendi hava savunma kapasitelerini geliştirmeye itiyor. ABD'nin Körfez'deki Patriot, THAAD gibi hava savunma sistemleri, bölgesel güvenliğin kilit unsuru olmaya devam ediyor.
Uzmanlar, İran'ın saldırılarının boyutunun ve İsrail'in olası yanıtının, Orta Doğu'da yeni bir çatışma döngüsünü tetikleyebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin durma noktasında olduğu bir dönemde, bu tür bir askeri tırmanış, bölgesel istikrarı uzun vadeli olarak tehdit edebilir. BM ve Avrupa Birliği, tüm taraflara itidal çağrısı yaparken, Rusya da gerilimin düşürülmesi için acil adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin komşu bölgelerindeki istikrarsızlığın derinleşmesi anlamına geliyor. İran-İsrail çatışmasının tırmanması, Kafkasya, Suriye ve Irak'taki dengeleri doğrudan etkileyebilir. Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, aynı zamanda NATO müttefiki olarak İsrail ve ABD ile güvenlik işbirliği yapmaktadır. Bölgede yeni bir savaş, Türkiye'nin enerji güvenliğini (özellikle Hazar ve Körfez enerji kaynaklarına erişim) ve sınır güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Suriye'deki İran varlığı ve PKK/YPG ile mücadele bağlamında, Tahran'ın doğrudan bir çatışmaya girmesi, sahada yeni riskler yaratabilir. Türkiye, hem diplomatik girişimlerle tansiyonu düşürmeye çalışmalı hem de olası sıcak çatışma senaryolarına karşı hazırlıklı olmalıdır.