Siyonist hareketin kuruluşundan bu yana tartışılan 'Büyük İsrail' fikri, Akdeniz'den Irak'a kadar uzanan bir Yahudi devleti hayalini ifade ediyor. Bu ideoloji, yalnızca İsrail'in mevcut sınırlarını değil, aynı zamanda Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak ve Sina Yarımadası'nın bir kısmını kapsayan geniş bir coğrafyayı hedefliyor. Özellikle ABD'deki bazı Evanjelik Hristiyan gruplar ve aşırı sağcı Yahudi örgütleri tarafından desteklenen bu görüş, Orta Doğu siyasetini derinden etkiliyor.
Büyük İsrail Fikrinin Arka Planı
'Büyük İsrail' (Eretz Yisrael HaShlema) kavramı, Tevrat'ta vaat edildiğine inanılan toprakları kapsar. Bu topraklar, Nil Nehri'nden Fırat Nehri'ne kadar uzanan bir bölgeyi içerir. Modern siyasi Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl, başlangıçta bu geniş toprak talebini dile getirmemiş olsa da, revizyonist Siyonist lider Ze'ev Jabotinsky ve onun takipçileri, 1920'lerden itibaren Ürdün'ün her iki yakasını da kapsayan bir Yahudi devleti kurulmasını savundu. 1948'de İsrail'in kurulmasının ardından, bu fikir radikal gruplar arasında yaşamaya devam etti. 1967 Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in Batı Şeria, Gazze, Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı işgal etmesi, 'Büyük İsrail' ideolojisini yeniden alevlendirdi. Bugün, İsrail'deki yerleşimci hareketi ve onların ABD'deki destekçileri, Batı Şeria'daki yerleşimleri genişleterek bu hedefe adım adım yaklaşıldığını düşünüyor.
ABD'de, özellikle Hristiyan Siyonistler olarak bilinen Evanjelik gruplar, İncil kehanetlerinin gerçekleşmesi için Yahudilerin vaat edilmiş topraklara dönmesi ve İsrail'in genişlemesi gerektiğine inanıyor. Bu gruplar, Cumhuriyetçi Parti içinde önemli bir siyasi güce sahip. 1980'lerden bu yana, Jerry Falwell ve Pat Robertson gibi televizyon vaizleri, İsrail'in toprak bütünlüğünü destekleyen söylemleriyle milyonlarca Amerikalıyı etkiledi. Günümüzde, eski Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner gibi isimler, Orta Doğu barış planlarında bu görüşlere yakın duruyor. Ayrıca, ABD Kongresi'nde İsrail yanlısı lobi faaliyetleri yürüten AIPAC gibi kuruluşlar, 'Büyük İsrail' fikrini açıkça desteklemese de, İsrail'in güvenliği adına genişleme politikalarına göz yumuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
'Büyük İsrail' ideali, sadece Filistinliler için değil, tüm bölge için ciddi sonuçlar doğuruyor. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşimleri uluslararası hukuka aykırı kabul edilirken, ABD'nin 2019'da yerleşimleri yasadışı görmekten vazgeçmesi, bu ideolojinin resmi düzeyde meşruiyet kazandığının işareti olarak yorumlandı. Ayrıca, İsrail'in Golan Tepeleri'ni ilhak etmesi ve Kudüs'ü başkent ilan etmesi, 'Büyük İsrail' hedefine yönelik adımlar olarak görülüyor. Bölgede artan gerilim, İran ve Türkiye gibi ülkelerin İsrail'e yönelik politikalarını sertleştirmesine yol açıyor. Son yıllarda İsrail'in bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesi (Abraham Anlaşmaları), Filistin davasını zayıflatmayı amaçlarken, 'Büyük İsrail' projesinin bir parçası olarak da değerlendiriliyor. Uluslararası toplum, iki devletli çözümü desteklese de, İsrail'in genişleme politikaları bu çözümü giderek imkânsız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 'Büyük İsrail' projesini doğrudan güvenlik tehdidi olarak algılıyor. Böyle bir devletin sınırları, Türkiye'nin güney komşularını (Suriye, Irak) kapsayacağı için, Ankara'nın bölgesel çıkarlarıyla çelişiyor. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti, İsrail ile ilişkileri gerginleştiriyor. ABD'deki Evanjelik destek, Türkiye'nin Washington nezdindeki diplomatik manevra alanını daraltabilir. Bu durum, Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik iddiasını güçlendirse de, Batı ile ilişkilerinde denge kurmasını zorlaştırıyor.