Sırbistan'da on yılı aşkın bir süredir iktidarda olan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, ülke tarihinde eşine az rastlanır bir toplumsal hareketle karşı karşıya. Öğrencilerin öncülük ettiği ve kısa sürede geniş kitlelere yayılan protestolar, yolsuzluk ve otoriterleşme suçlamalarıyla anılan Vučić yönetimini temelinden sarstı. Muhalefet, Vučić'i giderek otoriterleşen bir figür olarak görürken, hükümet yaygın yolsuzluk iddialarıyla itham ediliyordu. Son haftalarda artan gösteriler, Sırbistan'ın siyasi geleceğini belirsizliğe sürüklerken, Vučić'in iktidarının sona ermekte olduğu yorumları güç kazandı.
Öğrenci Hareketinin Yükselişi ve Vučić'in İktidar Yılları
Aleksandar Vučić, 2014'ten bu yana önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı olarak Sırbistan siyasetine damga vurdu. Sırp İlerleme Partisi (SNS) lideri olarak, ülkeyi ekonomik kalkınma vaatleriyle yönetti; ancak iktidarı boyunca basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokratik kurumların zayıfladığı yönünde eleştiriler aldı. Muhalifleri, Vučić'in devlet kurumlarını ele geçirerek otoriter bir rejim inşa ettiğini savunuyordu. Özellikle 2023'te yaşanan ve iki ayrı silahlı saldırıda 17 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından hükümet karşıtı gösteriler patlak vermişti. Ancak asıl kıvılcım, Kasım 2024'te Novi Sad'da bir tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle çıktı. Facianın ardından ihmaller ve yolsuzluk iddiaları gün yüzüne çıktı; öğrenciler, hükümetin sorumluluğu üstlenmemesini protesto etmek için sokaklara döküldü. Gösteriler kısa sürede ülke geneline yayıldı ve Vučić'in istifasını talep eden kitlesel bir harekete dönüştü.
Öğrenci hareketi, Sırbistan'da uzun süredir görülmeyen bir dinamizmle, farklı siyasi görüşlerden ve toplumsal kesimlerden destek topladı. Hareketin liderleri, taleplerini yolsuzlukla mücadele, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve erken seçim çağrısı etrafında şekillendirdi. Vučić ise başlangıçta gösterileri küçümseyerek dış güçlerin kışkırtması olarak nitelendirdi; ancak protestoların büyümesi karşısında tutumunu yumuşatmak zorunda kaldı. Hükümet yanlısı medya, göstericileri şiddet yanlısı ve istikrar düşmanı olarak göstermeye çalışsa da, özellikle gençler arasında Vučić'e duyulan güvenin ciddi şekilde sarsıldığı görülüyor. Son anketler, iktidar partisinin oy oranında belirgin bir düşüş olduğunu ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Sırbistan, Batı Balkanlar'ın istikrarı açısından kilit bir ülke konumunda. Vučić, iktidarı boyunca AB ile Rusya arasında denge politikası izlemiş, Sırbistan'ın AB üyeliğini stratejik hedef olarak belirlerken, Rusya ve Çin ile de yakın ilişkiler geliştirmişti. Ancak muhalefet ve uluslararası gözlemciler, Vučić'in demokratik gerilemeyi hızlandırarak ülkeyi otoriter bir yola soktuğunu vurguluyordu. Öğrenci hareketinin başarısı, bölgedeki diğer otoriter eğilimli yönetimler için de bir emsal oluşturabilir. Avrupa Birliği, Sırbistan'daki gelişmeleri yakından izlerken, gösterilere yönelik herhangi bir şiddet eyleminin ülkenin AB perspektifini olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu. ABD ve Batılı müttefikler de demokratik süreçlere saygı çağrısı yapıyor. Öte yandan Rusya, Vučić'i destekleyen açıklamalarla Batı ile nüfuz mücadelesini sürdürüyor. Sırbistan'daki istikrarsızlık, Kosova diyaloğu, Bosna-Hersek'teki siyasi kriz ve bölgesel enerji projeleri gibi hassas dosyaları da doğrudan etkileyebilir. Vučić'in koltuğunu kaybetmesi halinde Sırbistan'ın dış politikasında bir yön değişikliği yaşanabilir; ancak yeni yönetimin AB ve Rusya arasındaki dengeyi nasıl kuracağı belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sırbistan'daki siyasi çalkantı, Türkiye'nin Balkanlar politikası açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Ankara, Vučić döneminde Sırbistan ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmiş, ayrıca bölgede istikrarın korunmasına önem vermişti. Olası bir iktidar değişikliği, Türkiye'nin Sırbistan'daki yatırımları ve bölgesel dengeler üzerindeki etkisini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Öte yandan, öğrenci hareketinin demokratik talepleri, Türkiye'nin Balkanlar'da istikrar ve demokrasi arasındaki hassas dengeyi gözetmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye, Sırbistan'ın AB perspektifini desteklerken, bölgedeki Rus etkisinin artmasından da endişe duyuyor. Sırbistan'daki gelişmeler, Türkiye'nin Kosova ve Bosna-Hersek politikalarını da dolaylı olarak etkileyebilir.