ABD Başkanı Donald Trump döneminde yürütülen sert göçmenlik politikaları kapsamında, 25 binden fazla kişi sınır dışı edilerek "üçüncü ülkeler" olarak adlandırılan ülkelere gönderildi. Bu ülkeler arasında Orta Afrika Cumhuriyeti gibi çatışma ve istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bölgeler de bulunuyor. Sınır dışı edilen göçmenler, uçuşlar sırasında ciddi şiddete maruz kaldıklarını ve kendilerini ölümle burun buruna hissettiklerini anlatıyor. "Afrika'da ölmektense burada ölürüm" diyen bir göçmenin sözleri, yaşanan insanlık dramını gözler önüne seriyor.
Sınır Dışı Politikalarının Arka Planı
Trump yönetimi, göçmenlik konusunda daha önce eşi görülmemiş katı önlemler uygulamaya koydu. Özellikle 2018'de başlatılan "Ayrılma Politikası" (Zero Tolerance) ile ailelerin ayrılması büyük tepki çekmişti. Son dönemde ise, sığınmacıların ve düzensiz göçmenlerin doğrudan üçüncü ülkelere gönderilmesi yaygınlaştı. Bu ülkeler, genellikle ABD ile sınır dışı anlaşmaları olan ancak insan hakları açısından endişe verici ülkeler. Orta Afrika Cumhuriyeti, El Salvador, Guatemala gibi ülkeler, göçmenlerin geri gönderildiği yerler arasında. Göçmenler, bu ülkelerde kendilerini güvende hissetmediklerini, çünkü buralarda çeteler, çatışmalar ve yoksullukla karşı karşıya olduklarını belirtiyor.
Sınır dışı uçuşları sırasında göçmenlerin elleri ve ayakları zincirlendi, bazıları uyuşturucu iğneyle sakinleştirildi. Bazı uçuşlarda göçmenlerin ağızları bantlandı ve tuvalete gitmelerine izin verilmedi. Bu uygulamalar, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Göçmen hakları savunucuları, bu tür muamelelerin işkenceye varan boyutlarda olduğunu ve ABD'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurguluyor. Özellikle 25 binden fazla kişinin sınır dışı edilmesi, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kitlesel ihraç olarak nitelendiriliyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, ABD'nin sınır dışı uygulamalarını kınadı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, göçmenlerin geri gönderildikleri ülkelerde kötü muamele görme riski taşıdığını ve bu durumun "geri gönderme yasağı" (non-refoulement) ilkesini ihlal ettiğini belirtti. Uluslararası Af Örgütü, sınır dışı uçuşlarında yaşanan şiddeti "insanlık dışı" olarak tanımladı. ABD'deki bazı federal mahkemeler, sınır dışı kararlarını durdurma yönünde kararlar aldı, ancak yönetim bu kararlara rağmen uygulamalara devam etti. Kongre'deki Demokratlar, konuyu gündeme getirerek soruşturma açılmasını talep etti. Ancak Cumhuriyetçi çoğunluk, Trump'ın politikalarını destekleyerek göçmenlik kontrolünün ulusal güvenlik için gerekli olduğunu savundu.
Göçmenlerin ifadeleri, sınır dışı uçuşlarında sistematik bir şiddet ve kötü muamelenin varlığını ortaya koyuyor. Bir göçmen, "Uçakta elleri kelepçeliydi ve bize sanki hayvanmışız gibi davrandılar. Afrika'da ölmektense burada ölürüm" dedi. Bir diğeri, uçuş sırasında baygınlık geçirdiğini ve kendisine müdahale edilmediğini anlattı. Bu tür anlatımlar, sınır dışı politikalarının insani boyutunu gözler önüne seriyor. Göçmenler, geri gönderildikleri ülkelerde yaşamlarını tehdit eden unsurlarla karşılaşacaklarını, bu nedenle ölümü göze aldıklarını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı uygulamaları, küresel göç rejimini derinden etkiliyor. Türkiye, dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke olarak, benzer baskılarla karşılaşabilir. ABD'nin sınır dışı politikaları, diğer ülkeler için emsal teşkil ederek Türkiye'nin göç yönetimi ve insan hakları taahhütleri üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde göçmenlik konusunu gündeme getirerek, uluslararası hukuka saygı çağrısı yapabilir. Ayrıca, Avrupa Birliği ile yapılan 2016 Göç Anlaşması gibi düzenlemeler, benzer uygulamaların Türkiye'ye yansıma riskini artırıyor. Türkiye'nin insan hakları sicili ve göçmen politikaları, bu tür gelişmeler ışığında daha dikkatli bir denge gözetmeyi gerektiriyor.