Singapur'un doğu kıyısında çocukluğu geçen Tey Yong How, sahil boyunca koşuştururken deniz meltemiyle kızarmış deniz ürünlerinin kokusunun birbirine karıştığını hâlâ hatırlıyor. Ancak bu anılar, hızla değişen bir şehir devletinde silinme tehlikesiyle karşı karşıya. Singapur, modernleşme ve ekonomik büyüme adına tarihi yapıları ve mahalleleri yıkarken, kişisel ve kolektif hafıza da yok oluyor. Kentin simgelerinden biri haline gelen yıkım topları, sadece binaları değil, nesiller boyu biriken anıları da hedef alıyor. Peki, bir şehir kimliğini kaybetmeden nasıl dönüşebilir?
Yıkılan Sadece Binalar Değil
Tey Yong How'un ailesi, doğum günü yemeklerinde üç dört masayı birleştirir, kuzenler sandalyeler arasında koşuştururken yetişkinler baharatlı kalamar şişlerini paylaşırdı. Bu tür sahneler, Singapur'un 1960'lar ve 70'lerindeki 'kampung' (topluluk) ruhunu yansıtıyor. Ancak bugün, bu mahallelerin yerini yüksek katlı konutlar ve alışveriş merkezleri alıyor. Hükümet, kalkınma planları kapsamında eski yapıları 'bakımsız' ve 'verimsiz' olarak niteliyor; oysa bu yapılar, ülkenin sömürge geçmişinden bağımsızlık sonrasına uzanan hikâyesini taşıyor. Yıkım kararları genellikle teknik ve ekonomik gerekçelere dayanıyor, ancak sosyologlar ve tarihçiler, bu sürecin toplumsal bağları kopardığına dikkat çekiyor.
Asya-Pasifik'te Modernleşme Sancıları
Singapur'un hikâyesi, Asya-Pasifik'teki diğer hızla büyüyen şehirlerle paralellik gösteriyor. Hong Kong, Tokyo ve Seul gibi metropoller de benzer ikilemlerle karşı karşıya: Ekonomik kalkınma ile kültürel mirası korumak arasında bir denge bulmak zorundalar. Singapur'un bu alandaki deneyimi, diğer ülkeler için bir model oluşturabilir. Ancak eleştirmenler, hükümetin katı imar politikalarının ve 'yık ve yeniden inşa' anlayışının, kentin özgün karakterini yok ettiğini savunuyor. Yerel aktivistler, koruma altındaki bazı bölgelerin (örneğin Chinatown) turistik vitrinler haline geldiğini, gerçek mahalle kültürünün ise kaybolduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Singapur'daki kentsel dönüşüm tartışmaları, Türkiye'nin özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerinde yaşadığı dönüşüm sürecini hatırlatıyor. Türkiye'de de tarihi mahalleler ve eski yapılar, 'riskli alan' ilan edilerek yıkılıyor; yerlerine gelir getirici projeler inşa ediliyor. Bu durum, kent hafızasının silinmesi ve toplumsal aidiyetin zedelenmesi riskini doğuruyor. Singapur'un deneyimi, Türkiye'ye, kalkınma ile kültürel miras koruması arasında daha hassas bir denge kurulması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, bu tür dönüşümlerin çevre ülkelerde yarattığı sosyal ve psikolojik etkiler, benzer süreçler yaşayan Türkiye için önemli dersler içeriyor.