ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak askeri operasyonlarının üzerinden 100 gün geçti. Al Jazeera'nin kapsamlı veri analizine göre, 28 Şubat'ta başlayan ve halen devam eden çatışmalar, insani kayıplardan ekonomik tahribata kadar geniş bir yelpazede ciddi sonuçlar doğurdu. İlk 100 günde en az 1.200 İranlı sivil hayatını kaybederken, 4.500'den fazla kişi yaralandı. Tahran'ın kritik altyapı tesislerine yönelik saldırılar, ülkenin petrol ihracatını %40 oranında düşürdü ve İran riyali tarihin en düşük seviyesine geriledi.
Operasyonun arka planı ve hedefleri
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ortak kararıyla başlatılan operasyon, resmi olarak İran'ın nükleer programını durdurma ve bölgedeki milis güçlerini etkisiz hale getirme hedefiyle gerekçelendirilmişti. Ancak sahadaki gerçeklik, bu hedeflerin oldukça uzağında bir tablo ortaya koyuyor. Operasyonun ilk haftasında İran'ın hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde imha edilmesine rağmen, Tahran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırılar sınırlı kaldı. Buna karşılık İran, İsrail'in Hayfa ve Tel Aviv kentlerine yönelik balistik füze saldırılarını yoğunlaştırdı. İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran füzelerinin %85'ini engellese de, kalan %15'lik kısım şehir merkezlerinde büyük tahribata yol açtı.
Çatışmaların askeri boyutu, her iki tarafta da ağır kayıplara neden oldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) göre, ilk 100 günde 45 ABD askeri personeli hayatını kaybederken, 200'den fazlası yaralandı. İsrail tarafında ise 80 asker öldü, 350'si yaralandı. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun kayıplarına ilişkin resmi bir veri bulunmamakla birlikte, bağımsız kaynaklar en az 1.500 askerin öldüğünü tahmin ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve deniz güvenliği
ABD-İsrail-İran savaşı, dünya enerji piyasalarında şok dalgaları yarattı. Brent petrol varil fiyatı, çatışmaların başlamasının ardından 95 dolardan 145 dolara yükseldi. İran'ın petrol ihracatının %40 düşmesi, küresel arzda ciddi bir daralmaya yol açarken, Suudi Arabistan ve BAE'nin üretim artışı bu açığı kapatmaya yetmedi. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, çatışmaların en kritik boyutlarından biri haline geldi. İran'ın boğazı mayınlama ve intihar botlarıyla kapatma tehditleri, uluslararası deniz ticaretini felç etti. Küresel navlun oranları üç katına çıkarken, sigorta primleri %500 arttı.
Bölgesel güç dengeleri de köklü bir değişim geçirdi. Irak, Suriye ve Yemen'deki İran destekli milis gruplar, ABD ve İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Irak'taki ABD üslerine düzenlenen roket saldırıları, haftalık ortalama 7'den 15'e yükseldi. Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı 12 ticari gemiye saldırdı. Bu durum, Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinde %30'luk bir düşüşe neden oldu. Çin ve Rusya, BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrısında bulunurken, ABD vetosuyla karşılaştı.
İnsani kriz, özellikle İran'da derinleşti. BM verilerine göre, 2 milyondan fazla İranlı iç göçe zorlanırken, 8 milyon kişi gıda yardımına muhtaç hale geldi. İran'ın sağlık sistemi çökmüş durumda; hastanelerin %40'ı hasarlı veya çalışamaz halde. İran Kızılayı, tıbbi malzeme stoklarının kritik seviyelerde olduğu uyarısını yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail-İran savaşı, Türkiye açısından doğrudan güvenlik riskleri ve ekonomik sonuçlar doğurmaktadır. Ankara, çatışmaların başlangıcından itibaren aktif bir diplomasi yürütmüş, hem Tahran hem de Washington ile temaslarını sürdürmüştür. Ancak çatışmaların uzaması, Türkiye'nin enerji faturalarında ciddi artışa yol açmıştır; Türkiye doğal gaz ithalatının %70'ini oluşturan Rusya ve İran üzerinden gelen hatların güvenliği tehlikeye girmiştir. Ayrıca, İran'daki kaos, PKK/KCK-PJAK gibi terör örgütlerine manevra alanı yaratmaktadır. Türkiye'nin Kuzey Irak'taki askeri varlığı, çatışmaların sıçrama riskine karşı teyakkuza geçirilmiştir. Ankara'nın arabuluculuk çabaları ve İstanbul'da düzenlenen ateşkes görüşmeleri, bölgesel istikrarı önemsediğini gösterse de, diplomasinin başarısı ABD-İsrail'in askeri hedeflerinden vazgeçmesine bağlıdır.