Ünlü tarihçi Simon Schama, yeni makalesinde ABD'nin kurucu babalarının 1776'da ilan ettiği özgürlük ve adalet vizyonlarının, daha en başından tavizler, çatışmalar ve çelişkilerle dolu olduğunu vurguluyor. Schama'ya göre, bugün hâlâ Amerikan ulusal kimliğini şekillendiren bu sözler, ülkenin geleceği için verilen mücadelede merkezi bir rol oynuyor. Tarihçi, bağımsızlık bildirgesindeki "herkes eşit yaratılmıştır" ifadesinin, dönemin kölelik gerçeğiyle nasıl çeliştiğini ve bu gerilimin günümüzdeki ırkçılık tartışmalarına nasıl yansıdığını irdeliyor.
Gelişmenin Arka Planı: 1776 Vizyonu ve Günümüze Yansımaları
Schama, makalesinde Bağımsızlık Bildirgesi'nin yazıldığı 1776 yazına odaklanıyor. Thomas Jefferson'ın kaleme aldığı metin, Aydınlanma düşüncesinin ürünü olarak bireysel özgürlükler ve halkın yönetim hakkı gibi evrensel ilkeleri içeriyordu. Ancak Schama, bu idealist söylemin hemen arkasında, kölelik, yerli halkların hakları ve kadınların siyasal katılımı gibi konularda derin uzlaşmazlıklar olduğunu hatırlatıyor. Örneğin, Jefferson'ın kendisi köle sahibiydi ve bildirgede kölelik karşıtı bir madde, Güney eyaletlerinin baskısıyla metinden çıkarılmıştı. Schama, bu başlangıçtaki çelişkilerin, ABD tarihi boyunca süren bir "özgürlük mücadelesi"nin temelini oluşturduğunu savunuyor. Bugün Black Lives Matter hareketi ve göçmen hakları tartışmaları, aynı temel çelişkinin yeni biçimleri olarak görülüyor.
Schama'nın analizinde önemli bir diğer nokta, kurucu babaların (Washington, Adams, Hamilton, Madison gibi isimler) farklı vizyonları arasındaki rekabet. Federalistler ile Demokratik-Cumhuriyetçiler arasındaki ilk siyasi ayrışma, güçlü merkezi hükümet ile eyaletlerin hakları arasında bir denge arayışını yansıtıyordu. Bu tartışma, ABD Anayasası'nın kabulü ve yorumlanması sürecinde defalarca su yüzüne çıktı. Schama, günümüzdeki kutuplaşmanın da bu tarihi ayrışmanın bir devamı olduğunu ima ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Amerikan İstisnacılığı ve Liderlik Krizi
Schama'nın makalesi, ABD'nin kendine özgü "istisnacılık" ideolojisinin de sorgulanmasına yol açıyor. 1776'dan bu yana Amerikan liderleri, ülkelerini dünyaya bir özgürlük ve demokrasi modeli olarak sunageldi. Ancak Schama, kurucu metinlerdeki bu evrensel vaatlerin, uygulamada sıklıkla ulusal çıkarlara ve emperyalist politikalarına hizmet edecek şekilde yorumlandığını belirtiyor. Irak Savaşı'ndan Afganistan'daki müdahaleye kadar birçok dış politika kararı, "özgürlük yayma" söylemiyle meşrulaştırıldı. Bugün ise ABD, iç siyasi kutuplaşma ve uluslararası alanda artan rekabet (özellikle Çin ve Rusya ile) nedeniyle bir kimlik bunalımı yaşıyor. Schama, kurucu babaların sözlerinin hâlâ ilham verici olduğunu, ancak bunların gerçek anlamda hayata geçirilmesi için verilen mücadelenin devam ettiğini söylüyor. Makale, özellikle 2024 başkanlık seçimleri öncesinde, Amerikan demokrasisinin geleceği üzerine yapılan tartışmalara tarihsel bir perspektif sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin kuruluş felsefesine dair bu tartışmalar, Türkiye'nin kendi siyasal gelişimi açısından da önemli bir karşılaştırma fırsatı sunuyor. Türkiye Cumhuriyeti de benzer şekilde, modernleşme ve demokrasi vaatleri ile otoriter eğilimler arasında bir gerilim yaşamıştır. ABD'deki özgürlük-eşitlik çelişkisi, Türkiye'de de laiklik-dindarlık, merkez-çevre gibi eksenlerde benzer tartışmaları beraberinde getiriyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde sık sık gündeme gelen demokrasi kriterleri, ABD'nin kendi standartlarını sorguladığı bir dönemde yeni bir anlam kazanıyor. Ayrıca, ABD'nin iç siyasi kutuplaşması, Türkiye'nin de benzer bir kutuplaşma içinde olduğu göz önüne alındığında, iki ülkenin de demokratik kurumlarının dayanıklılığına dair sorular akla getiriyor. Schama'nın analizi, sadece ABD'nin değil, küresel ölçekte demokrasinin geleceği üzerine düşünmek için bir vesile oluşturuyor.