Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Washington'a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, başkentteki diplomatik çevrelerde yoğun bir hareketlilik yaratırken, sürgündeki Uygur ve Tibetli savunuculuk grupları da ABD Başkanı Donald Trump'a çağrıda bulunarak zirvede insan hakları ve dini özgürlükler konusunun ele alınmasını istiyor. Gruplar, özellikle Doğu Türkistan olarak da bilinen Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki baskıcı politikaların ve Tibet'teki dini kısıtlamaların gündeme getirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Zirvenin arka planı ve beklentiler
Şi Cinping'in Washington ziyareti, ABD-Çin ilişkilerinde ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve bölgesel güvenlik konularının gölgesinde gerçekleşiyor. Ancak sürgün grupları, bu tür zirvelerin insan hakları ihlallerini dile getirmek için kritik bir fırsat olduğunu düşünüyor. Dünya Uygur Kongresi ve Uluslararası Tibet Destek Ağı gibi kuruluşlar, Trump yönetimine açık mektuplar göndererek, Şi ile yapılacak görüşmelerde Sincan'daki toplama kampları, zorla çalıştırma ve dini baskıların yanı sıra Tibet'teki Panchen Lama meselesi ve kültürel asimilasyon politikalarının gündeme getirilmesini talep etti.
Uygur aktivistler, son yıllarda Sincan'da bir milyondan fazla Uygur ve diğer Müslüman azınlığın gözaltına alındığını ve "yeniden eğitim" adı altında baskıcı uygulamalara maruz kaldığını belirtiyor. Çin hükümeti ise bu iddiaları reddederek, söz konusu merkezlerin terörle mücadele ve mesleki eğitim amaçlı olduğunu savunuyor. Tibetli gruplar ise Çin'in Tibet'te dini özgürlükleri kısıtladığını, Dalai Lama'nın yeniden doğuşu konusunda müdahale ettiğini ve kültürel kimliği erozyona uğrattığını öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-Çin ilişkileri, son yıllarda insan hakları konusunda artan bir gerilime sahne oluyor. Trump yönetimi, 2020'de Sincan'daki uygulamalar nedeniyle bazı Çinli yetkililere yaptırım uygulamış ve Uygur Meselesi'ni uluslararası platformlarda dile getirmişti. Ancak Biden döneminde de devam eden bu politikalar, Pekin'in sert tepkisiyle karşılaşmış ve iki ülke arasında karşılıklı yaptırımlara yol açmıştı. Şi'nin bu ziyareti, Trump'ın ikinci döneminde ABD-Çin ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine dair önemli bir gösterge olarak görülüyor.
Uzmanlar, Trump'ın ticari öncelikleri nedeniyle insan hakları konusunu arka planda tutabileceğini, ancak Kongre'deki her iki partiden gelen baskıların yönetimi harekete geçmeye zorlayabileceğini belirtiyor. Zirve sırasında insan hakları konusunun ne ölçüde gündeme geleceği, ABD'nin Çin'e yönelik politikasının insani boyutunu göstermesi açısından kritik.
Uluslararası kamuoyu da zirveyi yakından takip ediyor. Avrupa Birliği ve bazı Asya ülkeleri, Çin'in azınlık politikalarına yönelik eleştirilerini sürdürürken, Birleşmiş Milletler bünyesinde de Sincan raporu tartışmaları devam ediyor. Sürgün grupları, zirvenin ardından ortak bir basın açıklaması yaparak, görüşmelerin sonuçlarını değerlendireceklerini duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Şi Cinping'in Washington ziyareti ve Uygur-Tibetli grupların insan hakları talepleri, Türkiye'nin dış politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, tarihsel ve kültürel bağları nedeniyle Uygur meselesine özel bir hassasiyet gösteriyor ve Çin ile ekonomik ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. ABD'nin insan hakları konusunu gündeme getirmesi, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir; ancak Ankara, Pekin ile ticari ve stratejik ortaklıklarını zedelemekten kaçınacaktır. Zirve sonuçları, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki manevra alanını etkileyebilir.