Kızıldeniz, son aylarda artan Husi saldırıları ve ABD-İngiltere koalisyonunun misillemeleriyle yeni bir bölgesel savaşın eşiğine geldi. İran destekli Husiler, Gazze'deki savaşa tepki olarak Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı; ABD ve İngiltere ise Yemen'deki Husi hedeflerini vurarak karşılık verdi. Bu karşılıklı tırmanma, küresel ticaretin can damarı olan Kızıldeniz'de güvenliği tehdit ederken, bölgesel bir savaşın kapıda olduğu endişesini artırıyor.
Krizin arka planı: Husiler neden saldırıyor?
Husiler, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını gerekçe göstererek Kasım 2023'ten bu yana Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı olduğunu iddia ettikleri gemilere saldırılar düzenliyor. Hareket, başlangıçta yalnızca İsrail'e giden veya İsrail'den gelen gemileri hedef aldığını açıklasa da, saldırılar zamanla diğer ülke bayraklı gemilere de yayıldı. ABD, Aralık 2023'te çok uluslu bir deniz görev gücü olan Refah Refahı Operasyonu'nu (Operation Prosperity Guardian) başlatarak ticari gemileri korumayı amaçladı. Ancak saldırılar durmadı; 12 Ocak 2024'te ABD ve İngiltere, Husilerin askeri kabiliyetlerini hedef alan geniş kapsamlı hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, Husilerin misilleme sözü vermesiyle daha da geniş bir çatışma riskini beraberinde getirdi.
Husiler, İran'ın bölgedeki vekil güçlerinden biri olarak görülüyor. İran, Husilere silah, finansman ve eğitim desteği sağlamakla suçlanıyor. Tahran yönetimi doğrudan saldırılara karışmadığını savunsa da, Husilerin eylemleri İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kızıldeniz'deki tırmanma, İran ile ABD arasındaki dolaylı çatışmanın yeni bir cephesi haline gelmiş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut: Ticaret ve güvenlik tehdidi
Kızıldeniz, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin yaklaşık %12'sini oluşturuyor. Husilerin saldırıları nedeniyle birçok büyük nakliye şirketi rotalarını Ümit Burnu'na kaydırdı. Bu değişiklik, nakliye sürelerini 10-14 gün uzatarak maliyetleri artırdı ve küresel tedarik zincirlerinde gecikmelere yol açtı. Petrol fiyatları da bu gelişmelerden etkilenerek dalgalandı. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, sadece bölge ülkelerini değil, küresel ekonomiyi de olumsuz etkiliyor.
Askeri açıdan, ABD ve İngiltere'nin Yemen'e düzenlediği saldırılar, Husilerin misilleme tehditleriyle birleşince, çatışmanın Yemen sınırlarını aşma riski var. Husiler, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını yeniden başlatabileceği gibi, İsrail'e yönelik füze saldırılarını da artırabilir. Bu durum, Gazze savaşının bölgesel bir yangına dönüşmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca, İran'ın olası doğrudan müdahalesi, ABD ile İran arasında sıcak bir çatışmayı tetikleyebilir.
Uluslararası toplum, Kızıldeniz'deki tırmanmayı durdurmak için diplomatik çözümler arıyor. Ancak Husilerin ateşkes çağrılarını reddetmesi ve ABD'nin askeri çözümde ısrar etmesi, siyasi bir çözümü zorlaştırıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, saldırıları kınayan kararlar alsa da, bağlayıcı bir ateşkes sağlanamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki tırmanma, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomik çıkarları açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, İsrail ile ticaretini askıya almış olsa da, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ihracatı olumsuz etkileniyor; nakliye maliyetleri artıyor ve teslimatlar gecikiyor. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Türkiye, Husilerle doğrudan bir çatışma içinde değil ancak İran ile ABD arasındaki gerilimin ortasında kalabilir. Ankara'nın, hem İran hem de Batı ile dengeli ilişkilerini koruyarak diplomatik bir çözüm için arabuluculuk yapması, bölgesel barış ve kendi güvenliği için kritik önem taşıyor.