İngiltere İçişleri Bakanı Shabana Mahmood’un (Sobana Mahmut) beklenmedik şekilde hızlandırdığı ve iltica başvurusu reddedilen kişilerin zorla sınır dışı edilmesini artırmayı, refakatsiz çocuk olduğunu iddia eden göçmenlere ise sıkı yaş tespiti uygulaması getirmeyi öngören yasa tasarısı, önümüzdeki hafta Avam Kamarası’nda görüşülecek. Mülteci yardım kuruluşları, değişikliklerin aceleye getirildiği ve insan hakları ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Arka plan: Tasarıda neler var?
Tasarı, İngiltere’ye düzensiz yollarla gelen sığınmacılara yönelik 2023 tarihli Yasadışı Göç Yasası’nı sertleştiriyor. En dikkat çekici maddeler arasında, iltica başvurusu reddedilenlerin zorla sınır dışı edilme sürecinin hızlandırılması, refakatsiz çocuk olduğunu söyleyen yetişkin görünümlü göçmenlere kemik yaşı testi ve diğer tıbbi kontrollerin zorunlu kılınması yer alıyor. Hükümet, bu önlemlerin sistemin kötüye kullanılmasını engelleyeceğini ve kamuoyunun göç konusundaki endişelerini gidereceğini savunuyor.
Ancak Refikler Konseyi (Refugee Council) gibi insan hakları örgütleri, kemik yaşı testlerinin bilimsel olarak güvenilmez olduğunu ve çocukları yetişkin muamelesine tabi tutarak mağduriyet yaratabileceğini belirtiyor. Ayrıca zorla sınır dışıların, kişilerin menşe ülkelerinde işkence veya ölüm riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere’deki bu gelişme, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı söylem ve uygulamaların bir parçası olarak değerlendiriliyor. Birleşik Krallık’ın Ruanda ile yaptığı tartışmalı sığınmacı anlaşmasının ardından, İşçi Partisi hükümetinin de benzer bir sertlik yanlısı çizgiye kayması, ülkedeki insan hakları savunucularını endişelendiriyor. Mahmood’un tasarısı, sadece Britanya iç siyasetinde değil, uluslararası kamuoyunda da yankı uyandıracak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere’nin iltica politikalarını sertleştirmesi, Türkiye’yi doğrudan etkilemese de Avrupa’nın genel göç eğilimini yansıtması açısından önemli. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, AB ülkelerinin sınırlarını giderek daha fazla kapatması, Türkiye üzerindeki göç baskısını artırabilir. Ayrıca, Birleşik Krallık’ın bu tür uygulamaları, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarının aşındığı bir dönemde, benzer politikaların başka ülkeler tarafından da benimsenmesine yol açabilir.