Hong Konglu iletişim uzmanı Michelle Bong Lejtenyi, kariyeri boyunca doğru kelimeleri bulmakla uğraştı. Ancak sevdiği insanlar kanser ve yas gibi zorluklarla karşılaştığında, ne söyleyeceğini bilemedi. Sonunda, samimiyetin mükemmel kelimeleri bulmaktan daha önemli olduğunu keşfetti. Lejtenyi, bu deneyimlerinden yola çıkarak, zor zamanlarda söylenen klişe sözlerin (“Seni düşünüyorum”, “Güçlü ol”) aslında ne kadar yetersiz kalabileceğini ve gerçek desteğin nasıl olması gerektiğini anlatıyor.
Zor Zamanlarda Söylenen Sözler Neden Yetersiz Kalıyor?
Lejtenyi’nin deneyimi, birçok insanın ortak sorunu: sevdikleri acı çekerken ne söyleyeceğini bilememek. Kanser teşhisi alan bir arkadaşına “Her şey düzelecek” demek yerine, onu dinlemeyi seçtiğinde, arkadaşının gerçekten ihtiyacı olanın bu olduğunu fark etti. Uzmanlar, zor durumdaki insanlara yaklaşırken “en azından” ile başlayan cümlelerden kaçınmak gerektiğini vurguluyor. Bu tür ifadeler, kişinin yaşadığı acıyı küçümsemek anlamına gelebiliyor. Örneğin, “En azından çocukların sağlıklı” demek, ebeveynini kaybeden birine söylendiğinde, onun yasını hafife almak gibi algılanabiliyor. Bunun yerine, “Yanındayım” veya “Seni dinlemek için buradayım” gibi basit ama samimi ifadeler daha etkili oluyor.
Lejtenyi, insanların genellikle “doğru” şeyi söyleme kaygısıyla hareket ettiğini, oysa asıl önemli olanın karşıdaki kişiye değer verildiğini hissettirmek olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, mükemmel kelimeleri aramak yerine, duygusal olarak orada olmak gerekiyor. Özellikle Asya kültürlerinde, acıyı ifade etmek yerine içine atmak yaygın olduğu için, bu tür samimi yaklaşımlar daha da önem kazanıyor.
Kültürel Farklılıklar ve Samimiyetin Gücü
Hong Kong gibi hem Doğu hem Batı kültürünün etkisi altındaki bir yerde yaşayan Lejtenyi, farklı kültürlerde yas ve acı ifadelerinin değiştiğini gözlemledi. Batı kültürlerinde daha açık ifadeler teşvik edilirken, Asya kültürlerinde duyguların gizlenmesi daha yaygın. Ancak her iki durumda da, samimi bir “Yanındayım” demek, birçok klişeden daha güçlü bir bağ kurulmasını sağlıyor.
Uzmanlar, zor zamanlarda iletişimin anahtarının “dinlemek” olduğunu söylüyor. İnsanlar genellikle bir şeyler söylemek yerine, karşılarındakinin duygularını anlamaya çalıştıklarında daha fazla yardımcı olabiliyor. Lejtenyi de bu görüşü destekliyor: “Bir arkadaşım kanser tedavisi görürken, ona tavsiye vermek yerine sadece onu dinledim. Sonunda bana ‘Beni anladığını hissettim’ dedi. Bu, binlerce teselli sözünden daha değerliydi.”
Bu deneyim, iletişimde empatinin ve samimiyetin altını çiziyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde, insanların ruh sağlığına daha fazla önem verdiği bir dönemde, bu tür yaklaşımlar daha da anlam kazanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, doğrudan Türkiye ile ilgili olmasa da, toplum sağlığı ve sosyal ilişkiler açısından önemli çıkarımlar sunuyor. Türkiye’de de benzer şekilde, hastalık ve yas durumlarında söylenen klişe sözler yaygın. Özellikle deprem gibi büyük felaketler sonrasında, yaralıların ve yakınlarının yaşadığı travma göz önüne alındığında, doğru iletişim biçimleri kritik önem taşıyor. Uzmanlar, Türkiye’de de “geçer” denilen klişeler yerine, duygusal destek ve dinleme odaklı yaklaşımların teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu tür habercilik, toplumsal farkındalığı artırarak, dayanışma kültürünü güçlendirebilir.