Küresel bankacılık sektöründe, bankaların sermaye yapılarını güçlendirmek için kullandıkları ikincil sermaye piyasaları (Tier 2 ve AT1 tahviller) benzeri görülmemiş bir hareketlilik yaşıyor. Bankaların zayıf ve güçlü olarak ayrıştığı bu piyasada yatırımcılar, giderek artan bir kayıtsızlıkla hareket ediyor. Yani, düşük kredi notuna sahip ve daha riskli kabul edilen bankalar bile, neredeyse güçlü bankalarla aynı koşullarda borçlanabiliyor. Uzmanlar, bu durumun sürdürülemez olduğu ve piyasada bir balon oluşabileceği konusunda uyarıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Bankaların sermaye yeterliliğini artırmak için ihraç ettiği ikincil sermaye araçları, özellikle 2008 küresel mali krizinden sonra önem kazandı. Basel III düzenlemeleriyle bankaların daha sağlam sermaye yapılarına sahip olması hedeflenirken, AT1 ve Tier 2 tahviller bu yapının önemli bir parçası haline geldi. Ancak son dönemde, merkez bankalarının faiz indirimleri ve likidite bolluğu, yatırımcıları daha yüksek getiri arayışına itti. Bu da banka tahvillerine olan talebi patlattı.
Şu an piyasada, kredi notu düşük olan İtalyan veya İspanyol bankaları bile, Alman bankalarına yakın faiz oranlarıyla borçlanabiliyor. Örneğin, İtalya'nın en büyük bankalarından UniCredit, geçtiğimiz hafta AT1 tahvil ihracında sadece %6 faiz öderken, benzer bir ihraçta Almanya'nın Deutsche Bank'ı %5.5 faiz ödedi. Aradaki fark, tarihsel ortalamaların çok altında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu eğilim yalnızca Avrupa ile sınırlı değil. ABD, Asya ve gelişmekte olan piyasalarda da benzer bir tablo görülüyor. Asya'da, özellikle Çin'in büyük bankaları, düşük maliyetle sermaye artırırken, gelişmekte olan ülkelerdeki bankalar da bu olanaklardan yararlanıyor. Ancak bu durum, küresel finansal sistemdeki kırılganlıkları da beraberinde getiriyor. Zira yatırımcılar, bankaların temellerini dikkate almadan sadece yüksek getiri için bu tahvilleri alıyor. Bir kriz anında, bu tahvillerin değeri hızla düşebilir ve bankaların sermaye yapısı ciddi zarar görebilir.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (Basel Komitesi), bu konuda endişeli. Geçtiğimiz hafta yayımlanan bir raporda, “Piyasaların aşırı iyimser olduğu ve bankalar arasında ayrım yapmadığı” belirtilerek, düzenleyicilerin dikkatli olması gerektiği vurgulandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin bankacılık sektörü, son yıllarda güçlü sermaye yapısı ve yüksek karlılığıyla dikkat çekiyor. Ancak küresel piyasalardaki bu gelişme, Türk bankalarının da dış kaynak bulma maliyetini etkileyebilir. Eğer küresel risk iştahı yüksek kalırsa, Türk bankaları uluslararası piyasalardan daha uygun koşullarla borçlanabilir. Ancak yatırımcıların zayıf-güçlü ayrımı yapmaması, bir kriz anında tüm bankaları aynı sepete koyabileceği anlamına geliyor. Türkiye açısından en kritik nokta, sürdürülebilir büyüme ve düşük enflasyon ortamında, bu ucuz fonların üretken alanlara yönlendirilmesi. Aksi halde, kısa vadeli sermaye girişleri finansal istikrarı tehdit edebilir.