Nepal'de geçtiğimiz haftalarda meydana gelen şiddetli muson yağmurlarının tetiklediği sel ve heyelanlar, ülkenin güney ve doğu bölgelerinde büyük yıkıma yol açtı. Yetkililer, en az 200 kişinin hayatını kaybettiğini, yüzlerce kişinin kayıp olduğunu ve on binlerce insanın evsiz kaldığını açıkladı. Kurtarma ekipleri, çamur ve enkaz altında kalanları arama çalışmalarını sürdürürken, bölgede insani yardım koridoru oluşturulmaya çalışılıyor. Nepal ordusu ve uluslararası yardım kuruluşları, helikopterlerle ulaşılabilen bölgelere gıda, su ve tıbbi malzeme ulaştırıyor. Ancak birçok köy yol ve iletişim ağlarının çökmesi nedeniyle hâlâ izole durumda.
Gelişmenin Arka Planı
Nepal, her yıl muson mevsiminde sel ve heyelan felaketleriyle karşı karşıya kalıyor. Ancak bu yılki yağışların şiddeti, iklim değişikliğinin etkisiyle son yılların en yoğun seviyesine ulaştı. Meteoroloji yetkilileri, bazı bölgelere 24 saat içinde 300 milimetrenin üzerinde yağış düştüğünü ve bunun son 50 yılın rekoru olduğunu belirtiyor. Ülkenin başkenti Katmandu'da da sel suları birçok mahalleyi su altında bırakırken, özellikle kentsel altyapının yetersizliği eleştiriliyor. Uzmanlar, kontrolsüz kentleşme ve nehir yataklarına müdahalenin felaketin boyutunu artırdığını vurguluyor. Nepal hükümeti, acil durum yönetimi planlarının yetersiz kaldığını kabul ederek, uluslararası toplumdan destek istedi.
Kurtarma çalışmaları, zorlu coğrafi koşullar nedeniyle büyük engellerle karşılaşıyor. Ülkenin dağlık yapısı, karayolu ulaşımını imkânsız hale getirirken, havadan yardım ulaştırma çalışmaları da kötü hava koşulları nedeniyle sık sık kesintiye uğruyor. Özellikle Sindhupalchok ve Dolakha bölgelerinde heyelanlar nedeniyle birçok köy haritadan silinmiş durumda. Yerel halk, devletin ve uluslararası kuruluşların yardımlarının yetersiz olduğunu, temel ihtiyaçların hızla karşılanması gerektiğini ifade ediyor. Nepal Kızılhaçı, binlerce gönüllüsüyle sahadayken, Birleşmiş Milletler de bölgeye acil insani yardım fonu tahsis etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nepal'deki sel felaketi, yalnızca ülkenin iç meselesi değil, aynı zamanda bölgesel bir kriz olarak da değerlendiriliyor. Güney Asya'nın tamamı, muson yağmurlarının etkisiyle benzer felaketlerle boğuşuyor; Hindistan ve Bangladeş'te de yüzlerce kişi yaşamını yitirdi. İklim değişikliğinin bu tür aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Himalayalar'daki buzulların erimesi, bölge nehirlerinin taşma riskini daha da artırıyor. Uzmanlar, Nepal'in kırılgan ekosisteminin ve yoksul nüfusunun, iklim değişikliğine uyum kapasitesinin düşük olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, ülkenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de tehdit ediyor.
Küresel ölçekte ise bu tür felaketler, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesinde uluslararası desteğin önemini bir kez daha gündeme getiriyor. Nepal, iklim değişikliğinden en az sorumlu olan ancak en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ülke, Paris İklim Anlaşması çerçevesinde sunduğu Ulusal Katkı Beyanı'nda, iklim değişikliğine uyum için milyarlarca dolarlık finansmana ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Ancak gelişmiş ülkelerin vaat ettikleri finansmanın yalnızca küçük bir kısmı bu tür ülkelere ulaşmış durumda. Nepal'deki durum, iklim finansmanındaki adaletsizliğin çarpıcı bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, Türkiye'nin doğal afetlere müdahale kapasitesi ve uluslararası insani yardım politikaları açısından önemli bir referans noktasıdır. Türkiye, geçmişte Güney Asya'daki benzer felaketlerde arama-kurtarma ekipleri görevlendirmiş, insani yardımda bulunmuş bir ülke olarak, Nepal'e yönelik yardım çağrılarına kayıtsız kalmayabilir. Bu tür krizler, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırma ve bölgedeki diplomatik ilişkilerini güçlendirme fırsatı sunar. Ayrıca, Türkiye'nin kendi deprem ve sel gerçeği göz önüne alındığında, Nepal'deki kurtarma operasyonlarından çıkarılacak dersler, Türkiye'nin afet yönetimi stratejilerine katkı sağlayabilir. İklim değişikliğinin yol açtığı bu tür felaketlerin küresel bir sorun olduğu gerçeği, Türkiye'nin uluslararası iklim politikalarında daha aktif rol almasını gerektirmektedir.