İskoçya'da yapılan yeni bir araştırma, şehirlerde yaşayan insanların erişilebilir ormanlık alanlara yakınlığının, antidepresan kullanım olasılığını önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu. Glasgow Üniversitesi ve Public Health Scotland iş birliğiyle yürütülen çalışma, doğal yeşil alanların ruh sağlığı üzerindeki koruyucu etkisini en kapsamlı şekilde ortaya koyan araştırmalardan biri olarak değerlendiriliyor. Araştırma sonuçları, kentsel planlamada yeşil alanların yalnızca estetik birer unsur değil, aynı zamanda toplum sağlığı için kritik bir altyapı olduğunu gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Ormanlık alanlar ve ruh sağlığı ilişkisi
Araştırma kapsamında, İskoçya genelinde 2017-2020 yılları arasında yaklaşık 2,3 milyon yetişkinin sağlık verileri incelendi. Katılımcıların evlerine olan ormanlık alan mesafesi ile antidepresan reçete kayıtları karşılaştırıldı. Sonuçlar, evlerine 500 metreden daha yakın bir ormanlık alana erişimi olan bireylerin, ormanlık alanlara uzak olanlara kıyasla antidepresan kullanma olasılığının yaklaşık %13 daha düşük olduğunu gösterdi. Bu fark, sosyoekonomik durum, yaş ve cinsiyet gibi diğer etkenler kontrol edildikten sonra bile anlamlılığını korudu.
Çalışmanın başyazarı Dr. Sara McAllister, ormanlık alanların düzenli kullanımının stresten uzaklaşma, fiziksel aktivite ve sosyal etkileşim gibi mekanizmalar aracılığıyla ruh sağlığını olumlu yönde etkileyebileceğini belirtiyor. Özellikle yoğun kentleşmenin yaşandığı bölgelerde, doğal alanlara erişimin azlığı halk sağlığı açısından ciddi bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, depresyon dünya genelinde engellilikle geçen yılların en önemli nedenlerinden biri ve küresel olarak yaklaşık 280 milyon insanı etkiliyor.
İskoçya'daki ormanların yönetiminden sorumlu kuruluş olan Forestry and Land Scotland'un ortaklığıyla yürütülen çalışma, aynı zamanda ormanlık alanların erişilebilirliğinin yalnızca kırsal bölgelerde değil, kentlerin içinde ve yakın çevresinde de artırılmasının gerekliliğine işaret ediyor. Araştırmacılar, yeni konut projeleri ve şehir planlamalarında ormanlık alanların korunması ve yeni yeşil koridorların oluşturulmasının, toplumsal refaha önemli katkılar sağlayabileceğini vurguluyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Şehirleşme ve doğa arasındaki denge
Bu bulgular, hızla artan şehir nüfusu ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında doğal alanların korunmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Dünya genelinde nüfusun %55'inden fazlası kentsel bölgelerde yaşıyor ve bu oranın 2050'ye kadar %68'e ulaşması bekleniyor. Artan kentleşmeyle birlikte yeşil alanların azalması, ruhsal bozuklukların yanı sıra hava kirliliği, ısı adası etkisi ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi birçok çevresel sorunu da beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği'nin 2030 Biyoçeşitlilik Stratejisi de kentsel yeşil alanların artırılmasını hedefliyor.
Benzer araştırmalar, Japonya'da "orman banyosu" olarak bilinen 'shinrin-yoku' uygulamasının stres hormonlarını azalttığını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini göstermişti. İskoç çalışması ise bu etkinin klinik düzeyde antidepresan kullanımına yansıdığını ortaya koyan en güçlü kanıtlardan biri olarak kayıtlara geçti. Uzmanlar, doğaya erişimin toplum sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin sağlık politikalarına entegre edilmesi gerektiğini savunuyor.
Küresel ölçekte bakıldığında, doğa temelli çözümler, iklim değişikliği ve ruh sağlığı gibi iki önemli krizi aynı anda ele alma potansiyeli taşıyor. Şehirler, karbon emisyonlarını azaltmak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak amacıyla yeni ağaçlandırma alanları oluştururken, bu alanların aynı zamanda toplumsal refahı artıracağı çalışmalarla kanıtlanmış oluyor. Bu nedenle, ulusal ve yerel yönetimlerin ormanlık alanları koruma ve büyütme çabaları, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bir halk sağlığı stratejisi olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de hızla büyüyen şehirlerde yeşil alanların azalması, ruh sağlığı üzerinde risk oluştururken, İskoçya'daki bu bulgular kentsel planlama politikaları için önemli bir ders niteliğinde. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde orman alanlarının imara açılması tartışmaları devam ederken, bu çalışma, mevcut ormanlık alanların korunmasının toplum sağlığına doğrudan katkısını bilimsel olarak ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında kentsel yeşil altyapıyı güçlendirmesi, hem iklim değişikliğine uyumu kolaylaştırabilir hem de depresyon gibi kronik hastalıkların yükünü azaltabilir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin ağaçlandırma projelerine halk sağlığı perspektifiyle yaklaşması ve koruma kararlarını güçlendirmesi büyük önem taşıyor.