Küresel kamuoyunda yapay zekâya (YZ) yönelik algı hızla değişiyor. The Economist dergisinin son sayısında yer alan bir makaleye göre, bir zamanlar teknolojinin vaat ettiği faydalara odaklanan seçmenler, artık işsizlik ve ekonomik eşitsizlik yaratacağı endişesiyle YZ’ya karşı daha eleştirel bir tutum benimsiyor. Özellikle gelişmiş ekonomilerde yapılan anketler, nüfusun önemli bir kesiminin yapay zekânın mevcut işleri ortadan kaldıracağına inandığını ve bu gelişmeyi bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Söz konusu eğilim, teknoloji devlerinin yatırım stratejilerinden hükümetlerin düzenleme politikalarına kadar geniş bir yelpazede etkili oluyor.
Gelişmenin arka planı: YZ korkusu nasıl yayıldı?
Yapay zekâ konusundaki bu olumsuz algının temelinde, son iki yılda yaşanan bir dizi gelişme yatıyor. COVID-19 salgını sonrası hızlanan dijital dönüşüm, birçok sektörde otomasyonu artırırken, özellikle üretim ve hizmet sektörlerinde iş kaybı endişelerini körükledi. Örneğin, ABD merkezli bir araştırma şirketinin 2024 başında yayımladığı rapora göre, Amerikalıların %62’si yapay zekânın önümüzdeki beş yıl içinde kendi işlerini olumsuz etkileyeceğini düşünüyor. Benzer eğilimler Avrupa’da da gözlemleniyor: Pew Araştırma Merkezi’nin 2024 sonu verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayanların yalnızca %28’i yapay zekânın topluma faydalı olduğuna inanıyor.
Bu endişelerin oy verme davranışına yansıması da gecikmedi. Almanya’da 2025 federal seçimlerinde aşırı sağcı AfD ve sol popülist Sahra Wagenknecht İttifakı gibi partiler, YZ’nın işçi sınıfı üzerindeki olumsuz etkilerini merkeze alan kampanyalarla oy topladı. Fransa’da ise sarı yelekliler hareketinin yeni bir kolu, teknoloji şirketlerine karşı protestolar düzenleyerek dijitalleşmenin yarattığı eşitsizlikleri gündeme taşıdı. Seçmenlerin bu tepkisi, teknoloji şirketlerinin halkla ilişkiler stratejilerini de değiştirmeye zorluyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Farklı coğrafyalarda farklı tepkiler
Yapay zekâ ve seçmen arasındaki bu gerilim, ülkeden ülkeye farklı tezahürler gösteriyor. Çin’de hükümet, YZ’yı ekonomik büyümenin bir aracı olarak sunarken, toplumsal muhalefet neredeyse hiçbir kanala sahip değil. Buna karşılık, Hindistan’da yapay zekânın çağrı merkezleri ve yazılım sektöründeki potansiyel etkisi, özellikle orta sınıf arasında büyük bir endişe yaratmış durumda. Latin Amerika ülkelerinde ise yapay zekâ daha çok resmi iş güvencesizliğini artırabilecek bir faktör olarak görülüyor.
Küresel bağlamda, bu gelişme aynı zamanda düzenleyici çerçevelere olan talebi de artırıyor. Avrupa Birliği, 2024’te kabul ettiği Yapay Zekâ Yasası ile risk bazlı bir sınıflandırma getirerek şeffaflık ve insan denetimi zorunluluğu getirdi. ABD’de ise federal düzeyde kapsamlı bir yasa henüz çıkmış değil; ancak Kaliforniya, New York ve Teksas gibi eyaletler, seçmen baskısıyla yerel düzenlemeleri hızlandırıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise yapay zekânın işgücü üzerindeki etkilerine ilişkin bir çalışma başlattığını duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel seçmen eğilimindeki bu değişim, Türkiye’deki yapay zekâ politikalarını tartışmaya açıyor. Türkiye’de işsizlik oranının yüksek olduğu bir dönemde, özellikle üretim ve hizmet sektörlerinde otomasyon kaynaklı iş kaybı endişelerinin toplumsal yansımaları olabilir. Türk kamuoyunun yapay zekâya bakışı, TÜBİTAK’ın yaptığı sınırlı anketler dışında yeterince bilinmiyor; ancak Almanya ve Fransa’daki siyasi radikalleşme örnekleri, Türkiye’de de benzer konuların seçmen davranışını etkileyebileceğini gösteriyor. Hükümetin, işgücünün yeniden eğitimi ve sosyal güvenlik ağını güçlendirme gibi önlemler alması, olası toplumsal hoşnutsuzluğun önlenmesinde kritik rol oynayabilir. Bu yönüyle, uluslararası gelişmeler Türkiye için bir uyarı niteliği taşıyor.