ABD'de son başkanlık seçiminin ardından 'çalınmış seçim' iddiaları gündemi meşgul ederken, asıl endişe kaynağının seçim hilesi değil, seçim bölgelerinin adaletsiz dağılımı olan gerrymandering olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, seçimlerin çalındığını iddia edenlere verilecek en doğru yanıt 'kanıt gösterin' olmalı. Ancak gerrymandering konusunda kanıtlar, her eyaletin kongre haritasında herkesin görebileceği şekilde açıkça mevcut. Bu durum, Amerikan demokrasisinin temelini oluşturan 'bir kişi, bir oy' ilkesinin nasıl aşındığını gözler önüne seriyor.
Gerrymandering nedir ve neden sorun?
Gerrymandering, seçim bölgelerinin belirli bir partinin veya grubun lehine olacak şekilde, genellikle anormal coğrafi şekillerle çizilmesi anlamına geliyor. Bu uygulama, seçmenlerin oylarının eşit ağırlığa sahip olmamasına ve bazı oyların diğerlerinden daha az etkili olmasına yol açıyor. Kongre üyeleri, kendi yeniden seçilme şanslarını artırmak amacıyla seçim bölgelerini kendi partilerinin lehine olacak şekilde düzenleyebiliyor. Bu da seçim sonuçlarının halkın iradesini tam olarak yansıtmamasına neden oluyor.
Örneğin, bir eyalette oylar yüzde 50-50 dağılmış olsa bile, seçim bölgelerinin akıllıca çizilmesiyle bir parti neredeyse tüm koltukları kazanabilir. Bu durum, temsili demokrasinin temel ilkelerinden biri olan adil temsil ilkesini zedeliyor. Gerrymandering, sadece seçim sonuçlarını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda seçilmiş yetkililerin seçmenlerinin gerçek taleplerine yanıt verme motivasyonunu da düşürüyor. Kendi bölgesi 'güvenli' olan bir vekil, daha az rekabetçi bir ortamda çalıştığı için daha az hesap verebilir hale geliyor.
Partizan çıkar mı, demokratik kriz mi?
Her iki büyük parti de iktidardayken gerrymandering yapmakla suçlanıyor. Uzmanlar, bu uygulamanın iki partili bir sorun olduğunu ve demokrasinin meşruiyetini zedelediğini vurguluyor. Ancak son yıllarda özellikle bazı eyaletlerde yapılan aşırı uygulamalar, konunun ciddiyetini artırmış durumda. Mahkemeler, bazı eyaletlerde bu uygulamaları anayasaya aykırı bulurken, diğerlerinde ise müdahale etmekten kaçınıyor. Bu durum, gerrymandering konusunda net bir yasal çerçevenin oluşturulmamasına ve uygulamanın devam etmesine neden oluyor.
Siyaset bilimciler, gerrymandering'in Amerikan siyasetindeki kutuplaşmayı da derinleştirdiğini belirtiyor. Çünkü güvenli bölgelerde yapılan ön seçimlerde daha aşırı adaylar kazanma şansı buluyor ve bu da genel seçimlerde ılımlı seslerin kaybolmasına yol açıyor. Bu durum, Kongre'de uzlaşmayı daha da zorlaştırıyor ve hükümet kilitlenmelerine zemin hazırlıyor.
Yapılan araştırmalar, mevcut kongre haritasının, seçmenlerin parti tercihlerindeki değişime rağmen büyük ölçüde sabit kaldığını gösteriyor. Örneğin, ulusal düzeyde Demokratlara verilen oy oranıyla kazandıkları sandalye sayısı arasındaki fark, gerrymandering nedeniyle giderek artıyor. Bu da seçim sonuçlarının halkın iradesini yansıtmadığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Buna karşılık, seçim hilesi iddiaları ise neredeyse her zaman kanıtsız kalıyor. Seçim yetkilileri, dava açanlar ve bağımsız gözlemciler, tekrarlanan incelemelerde sistematik bir hile bulamadıklarını açıklıyor. Uzmanlara göre, asıl tehditi oluşturan gerrymandering, demokrasinin temel dinamiklerini sinsi bir şekilde baltalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu tartışma, Türkiye gibi güçlü bir demokrasi geleneğine sahip ülkeler için de önemli dersler içeriyor. Seçim sistemlerinin adilliği, sadece ABD'nin iç meselesi olmaktan öte, dünya genelinde demokrasinin sağlığı açısından belirleyici bir faktör. Türkiye, kendi seçim sistemini güçlendirirken, seçim bölgelerinin bağımsız ve tarafsız bir şekilde belirlenmesi konusunda hassasiyet göstermeli. Ayrıca, küresel ölçekte otoriterleşme eğilimlerinin arttığı bir dönemde, demokratik kurumların güvenilirliğinin korunması, ülkeler arası ilişkilerde de güven artırıcı bir rol oynuyor. Türkiye'nin, demokrasinin temel ilkelerini savunan bir ülke olarak, bu tür tartışmalarda yapıcı bir tutum sergilemesi beklenir.