Demokrasinin temel ilkelerinden biri olan 'bir kişi, bir oy' ilkesi, seçim bölgelerinin taraflı şekilde yeniden çizilmesi (gerrymandering) nedeniyle giderek daha fazla tehdit altında. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde, her on yılda bir yapılan nüfus sayımının ardından eyalet yasama organları tarafından gerçekleştirilen bu uygulama, 'seçim hilelerinin altın çağı' olarak adlandırılan bir döneme girdi. Uzmanlar, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerin, iktidarlarını pekiştirmek için seçim bölgelerini kendi lehlerine olacak şekilde düzenlemekte sakınca görmediğini belirtiyor. Bu strateji, siyasi kutuplaşmayı derinleştirirken, seçmenlerin iradesini de fiilen geçersiz kılıyor. Artık seçimler, kimin daha fazla oy aldığından çok, hangi partinin bölgeleri daha ustaca çizdiğiyle ilgili hale gelmiş durumda.
Gelişmenin Arka Planı: Mutlak Güç Arayışı
Gerrymandering terimi, 1812 yılında Massachusetts Valisi Elbridge Gerry'nin, eyalet senatosu bölgelerini kendi partisi lehine yeniden düzenlemesiyle ortaya çıktı. O dönemde bir gazetenin, bölgelerden birinin şeklini semender (salamander) benzetmesiyle hicvetmesi sonucu 'Gerry-mandering' kavramı türetildi. Günümüzde ise teknolojinin de yardımıyla bu uygulama çok daha sofistike bir boyuta ulaştı. Partiler, seçmen verilerini ve yapay zekayı kullanarak, rakip partinin seçmenlerini mümkün olduğunca az sayıda bölgede yoğunlaştırıp ('waste' etkisi) kendi oylarını daha verimli dağıtarak sandalye sayısını maksimize ediyor. Sonuçta, oy oranıyla sandalye oranı arasındaki makas açılıyor. 2020 seçimlerinde, ABD Temsilciler Meclisi'nde Demokratlar yaklaşık %50 oy almasına rağmen sandalyelerin yalnızca %52'sini kazanırken, Wisconsin gibi kritik eyaletlerde Cumhuriyetçiler %48 oyla %61 sandalye çıkarmayı başardı. Bu uygulama, seçmenlerin siyasete olan güvenini sarsıyor ve katılımı düşürüyor.
Her iki parti de bu oyunu oynuyor; ancak kazanan taraf, genellikle eyalet yasama organlarını kontrol eden parti oluyor. Mahkemelere taşınan davalarda, Yüksek Mahkeme 2019'da federal mahkemelerin bu tür davalara bakamayacağına hükmetti ve konuyu eyalet mahkemelerine bıraktı. Bazı eyaletler bağımsız komisyonlar kurarak sorunu çözmeye çalışsa da, çoğu eyalette parti çıkarları ağır basıyor. Karşılıklı yıkımın garantilendiği bu döngüde, seçimlerin meşruiyeti sorgulanır hale geldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Demokrasi Zemin Kaybediyor
Gerrymandering sadece ABD'ye özgü bir sorun değil. Dünyanın birçok ülkesinde, özellikle İngiltere, Kanada, Hindistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer tartışmalar yaşanıyor. İngiltere'de seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi sonucunda Muhafazakar Parti'nin avantajlı duruma geçtiği eleştirileri yapılırken, Macaristan'da Viktor Orbán hükümeti, seçim yasalarını ve bölgeleri kendi lehine değiştirmekle suçlanıyor. Küresel ölçekte, demokratik kurumların zayıflaması ve popülizmin yükselişiyle birlikte, bu tür uygulamaların daha da yaygınlaşması bekleniyor. Uzmanlar, yapay zeka ve büyük veri analitiğinin seçim mühendisliğini daha da etkili hale getireceğini ve demokrasinin temel ilkelerini daha da aşındıracağını öngörüyor. Seçimlerin sonuçlarına olan güven azaldıkça, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal kutuplaşma artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de seçim bölgesi düzenlemeleri YSK tarafından yapılmakta olup, ABD'deki gibi bariz bir partizan gerrymandering uygulaması bulunmamaktadır. Ancak bu küresel eğilim, Türkiye için önemli dersler barındırmaktadır. Seçim sistemlerinin tarafsızlığı ve şeffaflığı, demokrasinin meşruiyeti için hayati öneme sahiptir. Türkiye'nin yakın coğrafyasında, özellikle Orta Doğu ve Avrupa'da, seçim güvenliği ve adaleti tartışmalarının yükseldiği bir dönemde, Türkiye'nin bu alandaki hassasiyetini koruması ve uluslararası standartlara uyumu, hem iç siyasi istikrar hem de dış politikada güvenilirlik açısından kritik rol oynayacaktır.