ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), hissedarların şirketlere resmi talepte bulunmasına olanak tanıyan kuralı iptal etmeyi planlıyor. Bu kural, hissedar savunuculuk gruplarının iklim ve sürdürülebilirlik konularında daha fazla adım atılması için kullandığı yollardan biriydi. Yatırımcı ve savunuculuk grupları, SEC'in bu hamlesinin kurumsal hesap verebilirliği zayıflatacağı ve iklim kriziyle mücadelede şirketler üzerindeki baskıyı azaltacağı uyarısında bulunuyor.
Kuralın arka planı ve SEC'in gerekçesi
SEC'in iptal etmeyi önerdiği kural, 1940'lardan bu yana yürürlükte olan ve hissedarların şirket yönetimine belirli konularda önerge sunmasına izin veren bir düzenlemeyi kapsıyor. Söz konusu kural sayesinde hissedarlar, şirketlerin yıllık genel kurullarında oylanmak üzere çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) konularında öneriler sunabiliyordu. Özellikle iklim değişikliğiyle ilgili önergeler, son yıllarda büyük ölçüde artmış ve birçok şirketin karbon emisyonlarını azaltma taahhütleri vermesine yol açmıştı.
SEC, söz konusu kuralın "gereksiz yük" oluşturduğunu ve şirketlerin asıl işlerine odaklanmasını engellediğini savunuyor. Komisyon, özellikle küçük yatırımcıların ve aktivist grupların sürekli olarak benzer önergeler sunarak şirket kaynaklarını tükettiğini öne sürüyor. Ayrıca SEC, bu tür önergelerin çoğunun düşük oy oranıyla reddedildiğini ve bu nedenle kuralın amacına hizmet etmediğini belirtiyor. Ancak eleştirmenler, SEC'in bu gerekçesinin aslında büyük şirketlerin ve bazı siyasi çevrelerin baskısıyla şekillendiğini düşünüyor.
Yatırımcı ve savunuculuk gruplarının tepkisi
Yatırımcı grupları ve çevre örgütleri, SEC'in bu hamlesini "kurumsal demokrasiye darbe" olarak nitelendiriyor. Konuya yakın kaynaklara göre, aralarında büyük emeklilik fonlarının ve varlık yönetimi şirketlerinin de bulunduğu bir koalisyon, SEC'e açık mektup göndererek kararın geri alınmasını talep etti. Mektupta, hissedar önergelerinin şirketlerin uzun vadeli risklerini yönetmelerine yardımcı olduğu ve iklim değişikliği gibi sistemik risklerin göz ardı edilmesinin finansal istikrarı tehdit edebileceği vurgulanıyor.
Öte yandan, bazı iş dünyası temsilcileri SEC'in adımını olumlu karşılıyor. ABD Ticaret Odası ve benzeri kuruluşlar, hissedar önergelerinin çoğunun siyasi amaçlarla kullanıldığını ve şirketlerin operasyonel verimliliğini düşürdüğünü savunuyor. Bu kesimler, kararın şirketlerin yönetim kurullarına daha fazla esneklik tanıyacağını ve hissedar değerini artıracağını iddia ediyor.
Küresel etkiler ve iklim mücadelesi
SEC'in bu kararı yalnızca ABD'yi değil, küresel iklim politikalarını da yakından ilgilendiriyor. ABD, dünyanın en büyük ekonomisi ve en büyük şirketlerinin merkezi konumunda. Dolayısıyla, ABD'de hissedar baskısının azalması, dünya genelinde şirketlerin iklim taahhütlerini gevşetmesine yol açabilir. Avrupa Birliği'nde ise tam tersi bir yönelim var: AB, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) gibi düzenlemelerle şirketlere daha sıkı iklim raporlama yükümlülükleri getiriyor. Bu durum, ABD ile AB arasında bir düzenleyici ayrışma yaratabilir ve uluslararası yatırımcıların kararlarını etkileyebilir.
Ayrıca, SEC'in kararı, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşılmasını da zorlaştırabilir. Zira birçok şirket, hissedar önergeleri sayesinde emisyon azaltım hedefleri belirlemiş ve bu hedefleri kamuoyuna açıklamıştı. Bu mekanizmanın zayıflaması, şirketlerin iklim taahhütlerinden geri adım atmasına neden olabilir. Uzmanlar, özellikle fosil yakıt şirketlerinin bu durumdan faydalanarak yatırımlarını yenilenebilir enerjiye kaydırmaktan vazgeçebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SEC'in hissedar önergelerini kısıtlama hamlesi, doğrudan Türkiye'yi hedeflemese de küresel iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda yeşil mutabakat kapsamında ihracatının karbon düzenlemesine uyum sağlamaya çalışıyor. ABD'de şirketler üzerindeki iklim baskısının azalması, küresel ölçekte karbon fiyatlandırmasını ve yeşil yatırımları yavaşlatabilir; bu da Türk ihracatçılarının rekabet gücünü ve sürdürülebilirlik dönüşümünü olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası yatırımcı çekme çabaları, ABD'deki düzenleyici gevşeme nedeniyle zayıflayabilir. Kısacası, ABD'deki bu karar, Türkiye'nin yeşil dönüşüm hızını ve dış ticaretini dolaylı yoldan etkileyebilecek bir faktör olarak izlenmeli.