Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani, Şam'a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle entegrasyonun tamamlandığını açıkladı. Ancak, bu açıklama ülkede yıllardır süren iç savaşın ardından Kürtlerin özerk yönetiminin geleceği, savaşçıların statüsü ve ellerindeki silahların akıbeti gibi kritik soruları beraberinde getiriyor. Ziyaret, bölgesel güç dengeleri ve Türkiye'nin sınır güvenliği politikaları açısından da yeni bir döneme işaret ediyor.
Şam ile entegrasyonun ilanı ve belirsizlikler
SDG lideri Mazlum Kobani'nin Şam ziyareti, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kürt yönetimi ile merkezi hükümet arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Kobani, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, SDG'nin Suriye devlet kurumlarıyla entegrasyonunun tamamlandığını ve bu sürecin başarıyla sonuçlandığını belirtti. Ancak bu açıklamanın ne ölçüde somut bir anlaşmaya dayandığı, taraflar arasında imzalanan mutabakatın içeriği ve uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri mevcut.
Ziyaretin en önemli gündem maddelerinden biri, SDG bünyesindeki savaşçıların geleceği oldu. Binlerce kişiden oluşan SDG güçlerinin, Şam'ın kontrolündeki Suriye ordusuna mı katılacağı, yoksa ayrı bir yapı olarak mı kalacağı belirsizliğini koruyor. Özellikle ABD'nin bölgeden çekilme ihtimali ve Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları, bu konuyu daha da kritik hale getiriyor. Ayrıca, Kürtlerin kuzeydoğuda kurduğu özerk yönetimin, merkezi hükümetle olan idari ve mali ilişkilerinin nasıl şekilleneceği de merak konusu.
Uzmanlar, entegrasyon açıklamasının sembolik bir adım olabileceğini, ancak pratikte birçok engelin bulunduğunu vurguluyor. Şam'ın ülke genelinde kontrolü sağlama çabaları, SDG'nin ise özerkliğini koruma arzusu, müzakere sürecinin ne kadar zorlu geçeceğinin işareti. Ayrıca, bölgedeki petrol sahalarının kontrolü, su kaynaklarının paylaşımı ve Arap aşiretleriyle ilişkiler gibi konular da çözüm bekleyen dosyalar arasında.
Bölgesel ve küresel yansımalar
SDG ile Şam arasındaki bu diyalog, yalnızca Suriye'nin iç meselesi olmaktan çıkmış durumda. Bölgesel aktörlerin tamamı, bu gelişmeyi yakından izliyor. Özellikle Rusya ve İran, Suriye'deki nüfuz alanlarını genişletmek için bu süreci kendi çıkarlarına göre yönlendirmeye çalışıyor. ABD ise SDG'ye verdiği askeri ve lojistik desteği, DEAŞ'la mücadele kapsamında sürdürüyor. Ancak ABD'nin bölgedeki gelecekteki varlığına dair belirsizlik, Suriye'nin kuzeydoğusundaki güç dengesini etkiliyor.
Bu ziyaret, aynı zamanda İsrail'in de endişelendiği bir gelişme. İsrail, Suriye'nin güneyinde İran'ın nüfuzunu engellemeye çalışırken, kuzeydoğudaki Kürt yönetiminin Şam'la yakınlaşması, İran destekli milislerin bölgeye daha fazla sızmasına yol açabilir. Bu durum, İsrail ile İran arasındaki gerilimi artırabilir ve bölgesel bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Öte yandan, Avrupa Birliği de Suriye'deki istikrarın sağlanması ve mülteci akışının önlenmesi için bu süreci destekliyor.
Bölgesel dengeler açısından kritik olan bir diğer nokta ise Türkiye'nin tutumu. Türkiye, SDG'yi PKK'nın Suriye'deki uzantısı olarak görüyor ve bu yapının Suriye'nin kuzeyinde kalıcı bir varlık kazanmasına karşı çıkıyor. Bu nedenle, SDG'nin Şam'la entegrasyonu, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir ve sınır ötesi operasyonlarını yoğunlaştırmasına neden olabilir. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumakla birlikte, terör örgütü olarak kabul ettiği SDG'nin Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olmasına izin verilmemesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SDG'nin Şam'la entegrasyonu, Türkiye için ciddi riskler barındırıyor. Türkiye, bu sürecin sonucunda Suriye'nin kuzeyinde PKK'nın uzantısı bir yapının meşruiyet kazanmasından endişe ediyor. Eğer SDG, Suriye ordusuna katılır veya resmi bir statü elde ederse, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından bu durum yeni bir tehdit oluşturabilir. Türkiye, bu gelişmeye karşı diplomatik girişimlerde bulunarak, hem Şam yönetimiyle hem de uluslararası aktörlerle görüşmelerini sürdürecek. Ayrıca, sınır ötesi operasyonların kapsamını genişletme ihtimali de masada. Bu süreç, Türkiye'nin Suriye politikasının yeniden şekillenmesine neden olabilir.