Avrupa Birliği (AB), İsrail'in Doğu Kudüs'teki E1 bölgesinde yeni yerleşim birimleri inşa etme planının, Filistin ile İsrail arasındaki iki devletli çözümün uygulanabilirliğine "temelden zarar verdiğini" açıkladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell tarafından yapılan yazılı açıklamada, bu adımın uluslararası hukuku ihlal ettiği ve bölgede kalıcı barış umutlarını ciddi şekilde baltaladığı vurgulandı. Açıklama, İsrail hükümetinin E1 olarak bilinen ve Batı Şeria'nın doğusunda, Kudüs ile Maale Adumim yerleşimi arasında kalan stratejik bölgede 3.500'den fazla konut inşa etme kararının ardından geldi.
Gelişmenin arka planı
E1 bölgesi, Doğu Kudüs'ün hemen kuzeydoğusunda yer alan ve yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. İsrail'in bu bölgede yerleşim inşa etme planları, 1990'lardan bu yana uluslararası toplumun yoğun eleştirilerine hedef oluyor. Zira bu alan, Batı Şeria'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı kesecek şekilde konumlanmış durumda. Filistinliler açısından E1, kurulması öngörülen bağımsız Filistin devletinin toprak bütünlüğü için hayati önem taşıyor.
İsrail hükümeti, 2023 yılında E1'de 3.500'den fazla yeni konut birimi için ihale sürecini başlatmıştı. Bu plan, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini genişletme politikasının bir parçası olarak görülüyor. AB, bu planın hayata geçirilmesi halinde Kudüs'ün güneyindeki ve kuzeyindeki Filistin bölgelerinin birbirinden kopacağını ve iki devletli çözümün coğrafi olarak imkânsız hale geleceğini belirtiyor.
AB açıklamasında, "E1'deki yerleşim faaliyeti, iki devletli çözümün uygulanabilirliğine temelden zarar vermektedir. Bu, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir ve bölgedeki tansiyonu artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır" ifadelerine yer verildi. Ayrıca, AB'nin İsrail'e bu kararından vazgeçmesi çağrısında bulunduğu ve konunun yakın takipçisi olacağı belirtildi.
Bölgesel ve küresel boyut
E1 planı, sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkileme potansiyeline sahip. Ürdün, Filistin topraklarının bütünlüğünün korunmasına büyük önem veriyor; zira iki devletli çözüm, Ürdün'ün ulusal güvenliği ve Filistinli mülteciler konusundaki hassasiyetleriyle doğrudan ilişkili. Mısır da benzer şekilde, bu tür tek taraflı adımların bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunuyor.
Uluslararası toplumun büyük bir bölümü, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendiriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerin "hukuka aykırı" olduğunu ve "iki devletli çözümü tehdit ettiğini" açıkça ifade ediyor. AB, bu karara bağlılığını yinelerken, İsrail ile Filistin arasında müzakerelerin yeniden başlatılması için çağrılarda bulunuyor.
Öte yandan, İsrail'deki sağ koalisyon hükümeti, E1'in yanı sıra Batı Şeria'nın diğer bölgelerinde de yerleşimleri genişletme kararlılığını sürdürüyor. Bu durum, ABD yönetiminin arabuluculuk çabalarına rağmen barış sürecinin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Bölgedeki tansiyonun yükselmesi, sadece Filistinlileri değil, aynı zamanda İsrail'in komşuları ve uluslararası toplumu da yakından ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve iki devletli çözümü savunan bir ülke olarak öne çıkıyor. E1 planı, Türkiye'nin de uzun süredir dile getirdiği endişeleri doğruluyor; bu gelişme, Türk dış politikasının Kudüs ve Filistin topraklarının bütünlüğü konusundaki hassasiyetini artırabilir. Türkiye'nin BM nezdinde yaptığı açıklamalarda ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantılarında E1 gibi tek taraflı adımlara karşı çıkması beklenir. Ayrıca, bu planın bölgesel istikrarı bozma riski, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik angajmanlarını da etkileyebilir. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, hem Filistinlilerle dayanışma hem de uluslararası hukukun üstünlüğünü savunma ilkeleriyle örtüşmektedir.