Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye hükümetiyle yaptığı anlaşma uyarınca dağılmayı kabul etmesinin üzerinden yaklaşık bir hafta geçerken, bu kararın sonuçları Suriye Kürtleri ve komşu Türkiye açısından netleşmeye başlıyor. ABD destekli güç olarak bilinen SDG'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, ülkenin kuzeydoğusunda yaşayan Kürtlerin bu süreçten ne kazandığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Anlaşma, Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumayı hedeflerken, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının güvence altına alınıp alınmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu gelişme, yıllardır Suriye iç savaşının en kritik aktörlerinden biri olan SDG'nin varlığını sona erdirirken, bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor.
SDG'nin dağılma süreci ve anlaşmanın ayrıntıları
SDG'nin dağılma kararı, Suriye'deki geçiş hükümeti ile yapılan bir anlaşmanın parçası olarak geldi. Anlaşma, SDG'nin silahlı kanadının Suriye ordusuna katılmasını ve sivil yönetimlerin Şam'a bağlanmasını öngörüyor. Bu, 2011'de başlayan iç savaşta özerk bir yönetim kuran Kürtlerin, Suriye devletinin yeniden merkezi otoritesini kabul ettiği anlamına geliyor. SDG'nin lider kadrosu, anlaşmanın Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve halklarının kardeşliğini vurguladığını, ayrıca tüm Suriyelilerin anayasal haklarının garanti altına alınacağını belirtti.
Ancak, anlaşmanın uygulanmasının ne kadar süreceği ve hangi aşamalardan geçeceği henüz net değil. Suriye'nin kuzeydoğusundaki petrol sahalarının kontrolü, sınır güvenliği ve yerel yönetimlerin geleceği gibi konular hâlâ müzakere ediliyor. SDG'nin omurgasını oluşturan Halk Savunma Birlikleri (YPG) mensuplarının Suriye ordusuna nasıl entegre edileceği de önemli bir başlık. Bu entegrasyonun, geçiş sürecinde ordu içinde disiplin ve komuta birliğinin sağlanması açısından ciddi zorluklar içerdiği yorumları yapılıyor.
Kürtlerin kazanımları ve gelecek endişeleri
Suriye Kürtleri, SDG'nin dağılmasıyla birlikte on yılı aşkın süredir elde ettikleri özerk yönetim deneyimini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Kürt politikacılar, anayasal haklarının tanınması ve kültürel kimliklerinin korunması konusunda güvence arıyor. Bazı kesimler, anlaşmanın Kürtlerin kazanımlarını tasfiye etmek için bir araç olabileceği endişesini taşıyor. Öte yandan, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yaşayan Araplar ve diğer etnik gruplar, yeni düzenin kendi haklarını da güvence altına almasını bekliyor.
Bölgedeki gözlemciler, anlaşmanın başarısının, Suriye'deki geçiş sürecinin kapsayıcılığına bağlı olduğunu vurguluyor. Yeni anayasanın hazırlanması ve seçimlerin yapılması, Kürtlerin geleceği açısından belirleyici olacak. Ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ'a karşı mücadelede önemli rol oynayan SDG'nin dağılması, bu bölgedeki güvenlik boşluğu riskini de beraberinde getiriyor. DEAŞ'ın yeniden canlanma ihtimali, uluslararası koalisyonun da dikkatle izlediği bir konu.
Bölgesel ve küresel yansımalar
SDG'nin dağılması, yalnızca Suriye'yi değil, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. ABD, uzun süredir SDG'yi DEAŞ'la mücadelede ana müttefik olarak desteklemişti. Bu desteğin sona ermesi, Washington'un Suriye politikasında yeni bir sayfa açılmasına neden olabilir. Rusya ve İran ise Suriye hükümetinin yanında yer alarak, SDG'nin entegrasyonunun Şam'ın otoritesini güçlendirdiğini düşünüyor. Bu durum, bölgede nüfuz mücadelesi veren güçler için yeni fırsatlar doğurabilir.
İsrail, SDG'yi İran'ın Suriye'deki varlığına karşı bir denge unsuru olarak görmüştü. Bu nedenle, SDG'nin dağılması İsrail'in güvenlik hesaplarını da değiştirebilir. Aynı zamanda, Türkiye'nin güney sınırında PKK'nın Suriye kolu olarak gördüğü YPG'nin etkisiz hale gelmesi, Ankara için bir kazanım olarak yorumlanabilir. Ancak, Türkiye'nin asıl hedefi, sınırlarının ötesinde kalıcı bir tehdit oluşmaması ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SDG'nin dağılması, Türkiye'nin yıllardır dile getirdiği kaygıların kısmen karşılanması anlamına geliyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın uzantısı olarak görmüş ve bu yapının Suriye'de kalıcı bir varlık oluşturmasına karşı çıkmıştı. Bu gelişme, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak, sürecin nasıl işleyeceği ve YPG mensuplarının silahlarının bırakılıp bırakılmayacağı belirsizliğini koruyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü desteklemekle birlikte, kendi güvenlik çıkarlarının korunması için gelişmeleri yakından takip edecektir. Ayrıca, bu süreç, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırabilir ve Ankara'nın Suriye'deki siyasi çözüm sürecinde daha etkin bir rol oynamasına zemin hazırlayabilir. Ancak, Kürtlerin haklarının korunması ve Suriye'nin istikrarı, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarıyla örtüşüyor.