Dört ay önce ABD ve İsrail'in ortak bir operasyonla İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'i öldürmesi sonucu başlayan ve küresel enerji akışını felç eden, binlerce cana mal olan yıkıcı savaş, Tahran ve Washington'un Pakistan'ın başkenti İslamabad'da imzaladığı tarihi bir barış anlaşmasıyla son buldu. Anlaşma kapsamında İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının uluslararası denetim altına alınması, ABD'nin ise petrol ve doğalgaz ambargolarını kademeli olarak kaldırması öngörülüyor. Çatışmalarda ölen üç Hint denizcinin de aralarında bulunduğu sivil kayıplar, anlaşmanın aciliyetini artıran faktörlerden oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Ayetullah Hamaney'in öldürülmesi, İran'da devlet yapısını sarsan bir güç boşluğu yaratmış, ülke yönetimi geçici olarak Dini Liderlik Konseyi'ne devredilmişti. İran'ın misilleme tehditleri karşısında ABD, Basra Körfezi'ne ek uçak gemisi gönderirken, İran da Hürmüz Boğazı'nı mayınlayarak petrol tankerlerinin geçişini engellemişti. Bu hamle küresel petrol fiyatlarını varil başına 150 doların üzerine çıkarırken, birçok ülke stratejik rezervlerini kullanmak zorunda kalmıştı. Çatışmaların dördüncü ayında Birleşmiş Milletler ve Pakistan'ın arabuluculuğunda başlayan müzakereler, iki hafta süren yoğun görüşmelerin ardından sonuçlandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşmanın en dikkat çekici yönü, müzakerelerin İslamabad'da yapılmış olması. Pakistan, hem ABD ile hem de İran'la iyi ilişkiler kuran nadir ülkelerden biri olarak arabuluculuk rolünü başarıyla üstlendi. Anlaşma metnine göre, İran'ın nükleer tesisleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kapsamlı denetimine açılacak ve tüm yaptırımlar 18 ay içinde kaldırılacak. Ancak anlaşmanın uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda şüpheler var. Özellikle İsrail'in, İran'ın nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmayan bu anlaşmaya sıcak bakmadığı biliniyor. Ayrıca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel nüfuzunu yeniden kazanmasından endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Olumlu tarafı, İran'a uygulanan yaptırımların kalkmasıyla Türkiye'nin enerji ithalatında maliyet avantajı sağlanabilir; Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ve petrol alımı kolaylaşacak, cari açık üzerindeki baskı azalacaktır. Ayrıca bölgesel istikrar, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik kaygılarını dolaylı olarak hafifletebilir. Ancak riskli tarafı, İran'ın yeniden güçlenmesinin bölgesel rekabeti artırması ve Türkiye'nin Kafkasya, Orta Doğu ve Körfez'deki nüfuzunu tehdit etmesidir. Ayrıca anlaşmanın İsrail ve Suudi Arabistan tarafından kabul görmemesi halinde, Türkiye'nin bu iki aktörle olan ilişkilerinde yeni gerilimler yaşanabilir. Türk dış politikası, bu dengede pragmatik bir duruş sergilemek zorunda kalacaktır.