Afrika'nın batı kıyısı açıklarındaki São Tomé ve Príncipe'in sömürge dönemi plantasyonları – yerel adıyla 'Rocas' – Temmuz 2026'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edildi. Karar, bu yapıların mimari değerini ve ülke tarihindeki temel önemini tescil ediyor. Çoğu harap durumda olan plantasyonlar, son yıllarda artan bir ilgiyle karşılaşıyor ve ada ülkesinin turizm potansiyelini yeniden şekillendiriyor.
Zorla Çalıştırmadan Dünya Mirası'na Uzanan Yol
São Tomé ve Príncipe, 15. yüzyılda Portekizliler tarafından keşfedildi ve kısa sürede Atlas Okyanusu'nun en büyük şeker üretim merkezlerinden biri haline geldi. 'Rocas' adı verilen plantasyonlar, 16. yüzyıldan itibaren Afrika anakarasından getirilen kölelerin zorla çalıştırıldığı devasa tarım işletmeleriydi. Bu yapılar, sadece ekonomik birimler değil, aynı zamanda sömürge yönetiminin ve kölelik sisteminin mekânsal ifadesiydi. Plantasyonlarda kahve, kakao ve şeker kamışı üretimi yapılıyordu; adalar bir dönem dünyanın en büyük kakao üreticisiydi.
UNESCO kararı, bu yapıların mimari özelliklerini ve tarihsel önemini uluslararası düzeyde tanıyor. Ancak aynı karar, sömürgecilik ve kölelik mirasının nasıl ele alınacağına dair küresel tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlar, bu tür alanların 'karanlık miras' turizmi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, bazıları da yapıların restorasyonunun sömürge dönemini yüceltebileceği endişesini taşıyor.
Adalarda halen ayakta olan plantasyon binalarının büyük bölümü bakımsız. Ancak son yıllarda yerel yönetimler ve uluslararası kuruluşlar, bu alanları restore etmek ve turizme kazandırmak için çalışmalar yürütüyor. UNESCO listesine girmek, bu çabalara hem prestij hem de finansman açısından katkı sağlayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
São Tomé ve Príncipe, Afrika'nın en küçük ülkelerinden biri ve ekonomisi büyük ölçüde dış yardıma ve sınırlı tarımsal üretime bağımlı. Ülke, 1975'te Portekiz'den bağımsızlığını kazandıktan sonra uzun süre siyasi istikrarsızlık ve ekonomik zorluklarla mücadele etti. UNESCO Dünya Mirası statüsü, ülkenin uluslararası görünürlüğünü artırarak turizm gelirlerini çeşitlendirebilir.
Öte yandan, bu gelişme Avrupa'nın sömürgecilik mirasıyla yüzleşme sürecinin bir parçası olarak da okunabilir. Portekiz, geçmişte Angola, Mozambik, Gine-Bissau, Cape Verde ve São Tomé gibi ülkeleri sömürgeleştirmişti. Son yıllarda Portekiz'de sömürgecilik tarihinin eğitim müfredatında ve kamusal tartışmalarda daha fazla yer alması yönünde talepler artıyor. UNESCO'nun bu kararı, söz konusu tartışmalara somut bir örnek teşkil ediyor.
Küresel ölçekte ise Dünya Mirası Listesi'ne giren alanların sayısı her yıl artıyor. Ancak listedeki alanların korunması ve yönetimi için gereken kaynaklar çoğu zaman yetersiz kalıyor. São Tomé'nin plantasyonları için de benzer bir risk söz konusu: restorasyon çalışmaları finanse edilemezse, bu yapılar daha da harap hale gelebilir ve UNESCO statüsü kâğıt üzerinde kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
São Tomé ve Príncipe'in UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girmesi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da, küresel kültürel miras yönetimi ve sömürgecilik sonrası dönüşüm tartışmaları açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ülkeleriyle ekonomik ve kültürel ilişkilerini geliştirmeye öncelik veriyor; bu tür gelişmeler, Türk iş insanları ve turizm sektörü için yeni fırsatlar yaratabilir. Ayrıca, sömürgecilik mirasının UNESCO tarafından tanınması, Türkiye'nin çok kültürlülük ve kültürel diplomasi politikalarına dolaylı olarak katkı sağlayabilir.