San Diego'da bir camiye düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin görüntüleri sosyal medyada yayınladığı belirlenen 17 yaşındaki bir kız çocuğu, ikinci derece cinayet suçlamasıyla karşı karşıya. Kuzey Carolina eyaletinde yaşayan genç kızın, 18 Mayıs'ta meydana gelen ve iki genç saldırganın hayatını kaybettiği olayda, saldırganların hazırladığı manifestoyu da internet üzerinden paylaştığı öğrenildi. Yerel savcılık, genç kızın saldırıyı önceden bildiğini ve bu eylemlere yardım ettiğini iddia ediyor.
Olayın Arka Planı
18 Mayıs'ta San Diego'nun Poway kentindeki Chabad of Poway sinagoguna düzenlenen saldırıda, 19 yaşındaki John Earnest isimli saldırgan, bir kişiyi öldürmüş, üç kişiyi de yaralamıştı. Saldırı, antisemitik bir manifestonun online olarak yayınlanmasının ardından gerçekleşmişti. Earnest, polisle girdiği çatışmada öldürülmüştü. Ancak soruşturma, saldırı öncesinde ve sonrasında başka kişilerin de rol aldığını ortaya çıkardı.
Savcılık makamı, 17 yaşındaki kız çocuğunun, saldırganlardan biriyle iletişim halinde olduğunu ve saldırıyı önceden bildiğini, hatta saldırı sırasında çekilen görüntüleri ve yazılan manifestoyu sosyal medya hesaplarından yayınladığını belirtiyor. Bu eylemlerin, saldırının ardından terör propagandası yapmak ve şiddeti teşvik etmek anlamına geldiği ifade ediliyor.
Genç kızın kimliği, reşit olmaması nedeniyle açıklanmazken, duruşması Kuzey Carolina'da yapılacak. Eğer suçlu bulunursa, eyalet yasalarına göre en fazla 15 yıl hapis cezası alabileceği belirtiliyor.
Olayın Bölgesel ve Küresel Boyutu
Bu dava, Amerika Birleşik Devletleri'nde artan aşırı sağcı ve beyaz üstünlükçü şiddet olaylarına karşı yürütülen hukuki mücadelenin bir parçası olarak görülüyor. Özellikle son yıllarda, sinagog, cami ve kilise gibi ibadethanelere yönelik saldırılar artış gösterdi. FBI, bu tür saldırıların çoğunlukla yalnız kurtlar tarafından gerçekleştirildiğini ancak sosyal medyanın bu kişilerin radikalleşmesinde önemli rol oynadığını vurguluyor.
Uzmanlar, sosyal medya platformlarının nefret söylemi ve şiddet içerikli paylaşımların yayılmasını engelleme konusundaki yetersizliğine dikkat çekiyor. Bu dava, ifade özgürlüğü ile ulusal güvenlik arasındaki dengeyi de yeniden gündeme getiriyor. Kız çocuğunun avukatları ise müvekkilinin sadece bir haber paylaşımcısı olduğunu, suç kastı bulunmadığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte artan yabancı düşmanlığı ve nefret suçlarına karşı uluslararası toplumun ortak mücadelesi açısından önem taşıyor. Türkiye, uzun süredir İslam karşıtı saldırılara karşı BM nezdinde girişimlerde bulunuyor ve bu tür olayların, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Türk hükümeti, İslamofobi ile mücadele konusunda uluslararası işbirliğinin artırılması gerektiğini savunuyor. Bu dava, sosyal medyanın radikalleşme sürecindeki rolünü gözler önüne sererken, Türkiye'nin siber güvenlik ve çevrimiçi nefret söylemiyle mücadele politikalarına da dolaylı katkı sağlayabilir.