ABD'de 2022 yılında ünlü yazar Salman Rushdie'ye yönelik bıçaklı saldırı davasında jüri, saldırgan Hadi Matar'ı 'terörizm' suçlamasıyla suçlu buldu. New York'taki federal mahkeme, 24 yaşındaki Matar hakkında, saldırıyla bağlantılı olarak 'terör eylemi gerçekleştirme' ve 'belirlenmiş bir terör örgütüne maddi destek sağlama' dahil olmak üzere üç ayrı suçlamada mahkumiyet kararı verdi. Matar, bu suçlamalardan dolayı 2023 yılında New York eyaletinde 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak federal dava kapsamında ek bir yargılama süreci yürütülmüştü.
Gelişmenin Arka Planı
Olay, 12 Ağustos 2022'de New York'un batısındaki Chautauqua kentinde, Rushdie'nin bir edebiyat etkinliğine katıldığı sırada gerçekleşmişti. Rushdie sahneye çıktığı sırada Hadi Matar aniden saldırarak yazarın yüzünü ve boynunu defalarca bıçaklamıştı. Saldırıda Rushdie, bir gözünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmış ve karaciğeri ile sinirleri hasar görmüştü. Olaya tanık olan izleyicilerden biri de saldırganı etkisiz hale getirmişti.
Matar'ın saldırı öncesinde sosyal medya hesaplarında İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlılık ifadeleri paylaştığı ve İranlı dini lider Ali Hamaney'in fetvasına atıfta bulunduğu belirlenmişti. 1989'da İran'ın dini lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, Rushdie'nin 'Şeytan Ayetleri' adlı romanı nedeniyle Müslümanlara yönelik hakaret içerdiği gerekçesiyle ölüm fetvası ilan etmişti. Bu fetva, yazarın yıllarca ölüm tehditleriyle yaşamasına ve gizlenmesine neden olmuştu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, ifade özgürlüğü ile dini inançlar arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getirdi. Rushdie'ye yönelik saldırı, yalnızca bir yazarın hedef alınması değil, aynı zamanda Batı dünyasında ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak yorumlandı. Karar, ABD'nin terörle mücadele konusundaki kararlılığını ortaya koyarken, İran ile uluslararası ilişkilerde de yeni bir gerilim unsuru olarak değerlendiriliyor.
ABD'li savcılar, Matar'ın eylemlerini 'terörizm' olarak nitelendirirken, bu dava aynı zamanda bireysel saldırganların organize terör örgütleriyle olan bağlarının nasıl belirleneceği konusunda emsal teşkil edebilir. Uluslararası hukuk uzmanları, kararın, yalnızca bir kişinin eylemlerinin 'terör eylemi' olarak sınıflandırılabilmesi için devlet desteği veya örgüt bağlantısı gerekip gerekmediği konusundaki tartışmaları da beraberinde getirdiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye açısından dolaylı bir etkiye sahip olsa da, uluslararası hukuka ve ifade özgürlüğüne ilişkin önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, son yıllarda terörle mücadele konusunda uluslararası iş birliğinin artırılması çağrıları yapıyor. Bu dava, terör örgütlerine yönelik desteğin bireysel eylemlere dönüşmesi durumunda alınacak hukuki önlemler açısından dikkat çekici bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca, ifade özgürlüğü ile dini hassasiyetler arasındaki dengeyi tartışan Türk kamuoyu için de, Rushdie'nin yaşadığı uzun süreli tehdit ve bu davada verilen karar, İslam dünyası ile Batı arasındaki algı farklılıklarını yansıtan bir vaka olarak değerlendirilebilir.