Küresel tahvil piyasalarında hükümet borçlanma faizleri yükselirken, şirket tahvilleri nadiren bu kadar sakin görünmüştü. Ancak Bloomberg'in "Real Yield" programına konuk olan Tosos Vossos'a göre, bu sakinliğin altında yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir tahvil grubu tamamen farklı bir hikaye anlatıyor. Vossos, Michael McKee ile yaptığı değerlendirmede, bu büyüklükteki bir tahvil bloğunun piyasadaki genel iyimserlikten ayrıştığını vurguladı.
Piyasaların Ayrışması: Devlet Tahvilleri ve Şirket Kredileri
Son aylarda ABD, Avrupa ve Japonya başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerde devlet tahvili getirileri hızla arttı. Merkez bankalarının enflasyonla mücadele kapsamında faiz oranlarını yüksek tutma kararlılığı, tahvil fiyatlarını baskılarken getirileri yukarı çekti. Buna karşın, şirket kredi piyasası — özellikle yatırım yapılabilir seviyedeki şirket tahvilleri — tarihsel ortalamalara göre düşük volatilite sergiliyor.
Bu durum, yatırımcıların resesyon riskini henüz fiyatlamadığına işaret ediyor. Ancak Bloomberg analistine göre, toplamda 1 trilyon doları aşan bir tahvil segmenti, artan temerrüt riskini ve likidite sıkışıklığını şimdiden yansıtmaya başladı. Bu tahvillerin büyük bölümü, borç yükü yüksek şirketlere ait ve kredi notları düşük. Dolayısıyla piyasanın genel sakinliği, aslında homojen bir tablo değil; tersine, iki farklı hikayenin aynı anda yaşandığını gösteriyor.
Vossos, "Devlet tahvillerindeki fırtına, şirket kredilerine henüz tam olarak yansımadı. Fakat 1 trilyon dolarlık tahvil, çoktan farklı bir dünyada işlem görüyor" diyerek ayrışmanın boyutunu ortaya koydu. Bu tahvillerin fiyatlamaları, şirketlerin borç çevirme kabiliyetine dair artan endişeleri yansıtıyor. Özellikle 2024-2025 vadeli tahvillerde satıcı baskısı gözlemleniyor.
Küresel Kredi Piyasalarında Riskin Yeniden Fiyatlanması
Küresel finansal sistem, 2008 krizinden bu yana en hızlı parasal sıkılaşma döneminden geçiyor. Fed, ECB ve BoE faizleri art arda artırdı. Bu ortamda şirket borçlanma maliyetleri yükseldi; ancak şirketlerin nakit akışları güçlü kaldığı için geniş bir temerrüt dalgası henüz görülmedi. Ne var ki, bu durum düşük kaliteli tahviller için geçerli değil.
Bloomberg'in haberine göre, söz konusu 1 trilyon dolarlık tahvil havuzu, COVID-19 pandemisi sırasında düşük faizle ihraç edilen ve yakın vadede yeniden finansman ihtiyacı olan şirketlere ait. Bu şirketler, faizlerin yükselmesiyle birlikte borçlarını çevirmekte zorlanabilir. Piyasa, bu riski henüz genel endekslere yansıtmamış olsa da, söz konusu tahvillerin spreadleri genişlemeye başladı.
Uzmanlar, bu ayrışmanın önümüzdeki aylarda daha belirgin hale gelebileceğini belirtiyor. Eğer ekonomik yavaşlama beklentileri artarsa, sakin görünen kredi piyasası da dalgalanabilir. Özellikle yüksek kaldıraçlı şirketlerin borçlarını çevirememesi, zincirleme etki yaratabilir. Bu nedenle yatırımcıların, genel endekslerin yanıltıcı sakinliğine aldanmaması gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil piyasalarındaki bu ayrışma, Türkiye için de önemli sonuçlar doğurabilir. Türk şirketleri son yıllarda uluslararası piyasalardan önemli miktarda borçlandı. Küresel risk iştahının azalması ve kredi spreadlerinin genişlemesi, Türk şirketlerinin dış borçlanma maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akımları zayıflarsa, TL üzerinde baskı oluşabilir. Türkiye'nin dış borç çevrimi ve cari açık finansmanı açısından, söz konusu 1 trilyon dolarlık tahvil segmentindeki hareketler yakından izlenmeli. Merkez Bankası'nın faiz politikası da bu küresel eğilimden etkilenecektir.