Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in 25 Temmuz 2021'de anayasal yetkileri tek başına üstlenerek başlattığı sürecin üzerinden beş yıl geçti. Said'in 'istisnai tedbirler' olarak nitelediği bu hamle, ülkenin 2011 Arap Baharı sonrası kurduğu demokratik kazanımların önemli bir bölümünün askıya alınmasına ve siyasi alanın giderek daralmasına yol açtı. Ancak beş yıl sonra Tunus halkının temel şikayetleri değişmiş değil: yüksek işsizlik, enflasyon ve kamu hizmetlerindeki çöküş. Başkent Tunus'ta son haftalarda artan gösteriler, Said yönetiminin ekonomi politikalarına karşı duyulan öfkenin ne kadar derinlediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Beş yılda demokratik kazanımlar aşındı
Kays Said, 2019'da yapılan seçimlerde, halkın siyasi sınıfa ve kurumlara olan güvensizliğini arkasına alarak cumhurbaşkanı seçilmişti. Ancak 25 Temmuz 2021'de, ülkenin içinden geçtiği siyasi ve ekonomik krizi gerekçe göstererek başbakanı görevden aldı, meclisi feshetti ve yürütme yetkilerini kendisinde topladı. Bu karar, Tunus'un 2014'te kabul ettiği ve yetkileri parlamento ile paylaşan anayasal düzene aykırı olarak değerlendirildi. Uluslararası toplum, özellikle Batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, süreci yakından izlese de Said'in adımlarına yönelik ciddi bir yaptırım uygulanmadı.
2022'de yapılan anayasa referandumu ve ardından düzenlenen genel seçimler, Said'in yönetimini meşrulaştırma çabası olarak görüldü. Ancak muhalefet partilerinin çoğu seçimleri boykot etti; katılım oranları düşük kaldı. Yeni anayasa, cumhurbaşkanının yetkilerini neredeyse sınırsız hale getirdi ve yargı üzerindeki denetimi azalttı. Bu süreçte, muhalif sesler, gazeteciler ve insan hakları savunucuları tutuklamalar ve davalarla karşı karşıya kaldı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tunus'ta ifade özgürlüğünün ve toplanma hakkının ciddi şekilde kısıtlandığına dikkat çekiyor.
Ekonomik kriz derinleşiyor
Ekonomik cephede ise durum iç açıcı değil. Tunus, kamu maliyesindeki dengesizlikler ve dış borç yükü nedeniyle uluslararası finans kuruluşlarıyla zorlu müzakereler yürütüyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 2022'de başlayan kredi görüşmeleri, hükümetin yapısal reformlara yanaşmaması nedeniyle ilerleme kaydedemedi. Yüksek gıda ve enerji fiyatları, ithalata bağımlı ekonominin kırılganlığını artırdı. Resmi verilere göre işsizlik oranı %16'nın üzerinde; genç nüfusta bu oran %40'a yaklaşıyor. Kamu sektöründe ücretler, artan hayat pahalılığı karşısında eridi; sağlık ve eğitim hizmetleri derin bir kriz içinde.
Son aylarda, özellikle ülkenin güneyindeki maden bölgelerinde ve Tunus'un varoşlarında protestolar patlak verdi. Göstericiler, iş imkanı ve temel hizmet taleplerini dile getiriyor; bazı gösteriler güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaştı. Said hükümeti, sorunların kaynağını sömürgecilik mirası ve dış müdahaleler olarak görürken, muhalefet ve bağımsız ekonomistler, mevcut politikaların krizleri daha da derinleştirdiğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Tunus'taki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Kuzey Afrika ve Akdeniz bölgesi için önemli riskler barındırıyor. Ülke, özellikle düzensiz göç rotalarının kilit noktalarından biri. Ekonomik çöküş ve siyasi baskılar, gençlerin bir kısmını Avrupa'ya göç etmeye itiyor; bu durum Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkilerde hassas bir başlık oluşturuyor. AB, geçen yıllarda Tunus'a ekonomik destek verilmesi konusunda anlaşmaya varmış olsa da, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki endişeler bu desteğin koşullara bağlanmasını gündeme getiriyor.
Diğer yandan Tunus'un, Libya krizi ve Sahel bölgesindeki güvenlik tehditleri gibi konularda istikrarlı bir aktör olma rolü, mevcut iç kırılganlıklar nedeniyle zayıflıyor. Bölge ülkeleri ve uluslararası güçler, Tunus'un çöküşünün bölgesel istikrar açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Arap Baharı'nın doğduğu ülke olarak Tunus, demokratik geçiş süreçlerinin sembolü olma özelliğini kaybetmiş durumda. Bu durum, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki diğer ülkelere de olumsuz bir örnek teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tunus'taki gelişmeler, Türkiye'nin Kuzey Afrika politikası açısından yakından izlenmesi gereken bir seyir izliyor. Ankara, Arap Baharı sonrası dönemde Tunus ile yakın ilişkiler kurmuş; ekonomik ve askeri iş birliğini geliştirmişti. Kays Said yönetimiyle de ilişkileri sürdüren Türkiye, özellikle savunma sanayii alanında iş birliğini derinleştirdi. Ancak Tunus'ta yaşanacak olası bir toplumsal patlama veya yönetim değişikliği, bu kazanımları etkileyebilir. Türkiye ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve Libya dosyasında Tunus'un istikrarına önem atfediyor. Bu nedenle, Tunus'un ekonomik ve siyasi krizinin derinleşmesi, Türk dış politikası için de risk faktörü oluşturuyor; ancak şu an için doğrudan bir etki söz konusu değil.