İslamcı aşırı grupların Afrika'nın Sahel bölgesinde düzenlediği saldırılar, bu yıl bölgede şiddetin tarihi zirveye ulaşmasına yol açabilir. 9/11 saldırılarının 25. yıl dönümüne yaklaşırken, çatışma izleme kuruluşlarının derlediği veriler, Sahel'in küresel İslamcı terörün merkezi haline geldiğini ortaya koyuyor. El Kaide ve IŞİD bağlantılı grupların son aylarda art arda düzenlediği geniş kapsamlı saldırılar, bölgede istikrarsızlığı derinleştiriyor ve sivil kayıpları artırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Sahel bölgesi, Sahra Çölü'nün güneyinde, Atlantik Okyanusu'ndan Kızıldeniz'e kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Son on yılda Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad gibi ülkelerde devlet otoritesinin zayıflaması, İslamcı grupların bu bölgelerde güç kazanmasına zemin hazırladı. Özellikle 2012'de Mali'nin kuzeyinde başlayan ayaklanma, kısa sürede bölgesel bir krize dönüştü. Fransa'nın askeri müdahalesi ve ardından BM barış gücü misyonu MINUSMA, kalıcı bir çözüm getiremedi. 2020'den itibaren askeri darbelerle yönetime gelen cuntalar, Batılı güçleri bölgeden çıkarırken, Rusya'nın Wagner Grubu gibi aktörlerle işbirliğini artırdı.
Birleşmiş Milletler ve çeşitli çatışma izleme kuruluşlarının raporlarına göre, 2023 yılında Sahel'de terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 10 bini aştı. Bu yılın ilk yarısında ise saldırıların sıklığı ve şiddeti geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 arttı. El Kaide bağlantılı Jamaat Nusrat al-Islam wal-Muslimin (JNIM) ve IŞİD'in Sahel vilayeti, bölgedeki en aktif iki grup olarak öne çıkıyor. Her iki örgüt de kırsal alanlarda kontrolünü genişletirken, başkentlere yönelik saldırılarla da ses getiriyor.
Uzmanlar, uluslararası toplumun dikkatinin Ukrayna ve Gazze'ye kaymasının, Sahel'deki krizi derinleştirdiğini belirtiyor. Batılı ülkelerin bölgedeki askeri varlığını azaltması, güvenlik boşluğu yaratırken, yerel orduların kapasitesi yetersiz kalıyor. Ayrıca iklim değişikliği, kuraklık ve gıda güvensizliği gibi faktörler, bölgede radikalleşmeyi besliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sahel'deki istikrarsızlık, sadece bölgeyi değil, Akdeniz ve Avrupa'yı da doğrudan etkiliyor. Terör örgütlerinin Kuzey Afrika'ya ve oradan Avrupa'ya sızma riski, AB için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Son yıllarda Sahel'den Avrupa'ya yönelen düzensiz göç dalgası, bu riskin somut bir yansıması. Ayrıca bölgedeki altın ve uranyum gibi doğal kaynakların yasa dışı yollarla çıkarılması, terörün finansmanında önemli rol oynuyor.
Uluslararası Kriz Grubu'nun raporuna göre, Sahel'deki cihatçı gruplar arasında El Kaide ve IŞİD arasında yaşanan rekabet, şiddeti daha da tırmandırıyor. Her iki örgüt de bölgede hakimiyet kurmak için birbirine karşı acımasız yöntemler kullanıyor. Sivillere yönelik toplu katliamlar, köy baskınları ve okul saldırıları, bölgede büyük bir insani krize yol açmış durumda. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre, Sahel'de 2.5 milyondan fazla insan yerinden edilmiş durumda ve 20 milyondan fazla kişi insani yardıma muhtaç.
Öte yandan, bölgedeki askeri yönetimlerin Batı'dan uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşması, jeopolitik dengeleri değiştiriyor. Wagner Grubu'nun Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki varlığı, Batılı ülkelerin nüfuzunu azaltırken, Rusya'nın Afrika'daki etkisini artırıyor. Ancak Wagner'in bölgedeki varlığı, şiddeti azaltmak bir yana, insan hakları ihlallerini artırdığı yönünde eleştiriler alıyor. Bu durum, uluslararası toplumun Sahel'de nasıl bir strateji izlemesi gerektiği sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sahel'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika açılımı ve bölgesel güvenlik stratejileri açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da askeri eğitim, insani yardım ve ekonomik işbirliği yoluyla etkinliğini artırıyor. Ancak Sahel'deki güvenlik boşluğu, Türk yatırımlarını ve bölgedeki vatandaşlarını riske atabilir. Ayrıca, bölgeden kaynaklanan terörizm ve düzensiz göç, Türkiye'nin Akdeniz ve Orta Doğu'daki güvenlik çıkarlarını dolaylı olarak etkiliyor. Türkiye'nin, bölgesel aktörlerle işbirliği yaparak Sahel'de istikrarın sağlanmasına katkıda bulunması, hem Afrika'daki nüfuzunu koruması hem de küresel terörle mücadelede etkin rol oynaması açısından kritik önem taşıyor.