ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin 2025 yılında ABD büyükelçiliklerinde uzun süredir devam eden hava kirliliği verisi toplama programını sonlandırmasının ardından, yeni bir araştırma programın iptal edildiği bölgelerde yerel hava kirliliği seviyelerinin %24 ila %33 oranında arttığını gösterdi. Çalışma, izleme istasyonlarının kapatılmasının çevre sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koyarken, kararın bilimsel veri toplama ve kamu sağlığı politikaları açısından ciddi sonuçları olabileceğini gözler önüne seriyor.
Programın Geçmişi ve İptal Kararı
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen ve yaklaşık on yıl boyunca devam eden program kapsamında, dünya genelindeki ABD büyükelçilikleri ve konsoloslukları, bulundukları şehirlerdeki partikül madde (PM2.5) ve ozon gibi kirletici maddeleri ölçen hava kalitesi izleme istasyonları işletiyordu. Toplanan veriler, hem ABD vatandaşlarına hem de ev sahibi ülke halkına açık şekilde sunuluyor, ayrıca bilimsel araştırmalar ve çevre politikalarının şekillendirilmesinde kullanılıyordu.
2025 yılı başında Trump yönetimi, programın "gereksiz maliyet" oluşturduğunu ve "ABD'nin öncelikleriyle uyumlu olmadığını" öne sürerek finansmanı kesti. Karar, çevre örgütleri ve bilim insanları tarafından eleştiriyle karşılandı; ancak yönetim, programın sonlandırılmasının ardından herhangi bir alternatif izleme mekanizması sunmadı. İzleme istasyonlarının kapatılmasıyla birlikte, birçok ülkede hava kalitesi verileri aniden kesildi.
Kirlilikteki Artışın Boyutları
Yeni araştırma, programın iptal edildiği ülkelerdeki hava kalitesi ölçümlerini inceleyerek, istasyonların kapatılmasını takip eden aylarda partikül madde seviyelerinde belirgin bir yükseliş olduğunu tespit etti. Çalışmaya göre, izleme istasyonlarının bulunduğu şehirlerde PM2.5 konsantrasyonları ortalama %24 ila %33 arasında arttı. Bu artışın, programın sona ermesinin doğrudan bir sonucu olup olmadığı kesin olmamakla birlikte, araştırmacılar izleme baskısının ortadan kalkmasının yerel yönetimlerin çevre denetimlerini gevşetmesine yol açmış olabileceğini belirtiyor.
Ayrıca, program sayesinde halkın erişebildiği gerçek zamanlı hava kalitesi verilerinin kaybolması, bireylerin sağlıklarını korumak için önlem almasını zorlaştırıyor. Özellikle astım, bronşit gibi solunum yolu hastalıkları olan kişiler için bu durum ciddi risk taşıyor. Araştırma, veri eksikliğinin kamuoyu baskısını azalttığını ve kirliliğin artmasına zemin hazırladığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD büyükelçiliklerindeki izleme istasyonları, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu Asya, Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde kritik bir işlev görüyordu. Örneğin Hindistan, Çin, Endonezya ve Nijerya gibi ülkelerde, bu istasyonlar tek güvenilir bağımsız veri kaynağı olabiliyordu. Programın sona ermesi, bu ülkelerde çevre sağlığı politikalarının veri temelinden yoksun kalmasına neden oldu.
Uzmanlar, hava kirliliğinin sınır aşan bir sorun olduğunu ve küresel işbirliği gerektirdiğini hatırlatıyor. ABD'nin çekilmesi, diğer ülkelerin de benzer adımlar atmasına yol açabilir ve uluslararası çevre rejimini zayıflatabilir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, hava kirliliği her yıl milyonlarca erken ölüme neden oluyor; izleme ağının daralması, bu ölümlerin önlenmesi çabalarını sekteye uğratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, özellikle büyükşehirlerinde hava kirliliğiyle mücadele eden bir ülke. ABD'nin Ankara veya İstanbul başkonsolosluklarındaki izleme istasyonları, şehirlerdeki hava kalitesine dair bağımsız veri sağlıyordu. Programın sona ermesi, Türkiye'deki çevre denetimini ve kamuoyunun bilgi erişimini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin küresel çevre taahhütlerinden geri adım atması, Paris Anlaşması sonrası oluşan kırılgan işbirliği ortamında Türkiye gibi ülkelerin iklim politikalarını da baskı altına alabilir. Türkiye'nin kendi izleme ağını güçlendirmesi ve uluslararası veri paylaşımını sürdürmesi kritik önem taşıyor.