ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun ardından İran heyetinin ülkeyi derhal terk etmesi talimatını verdi. The Hill'in yayın ortağı NewsNation'ın Perşembe günü Dışişleri Bakanlığı'ndan teyit ettiği bilgiye göre, bu karar iki ülke arasındaki müzakerelerin tamamen tıkandığı bir dönemde alındı. İran heyetinin ABD'den çıkarılması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin son aylarda ulaştığı en yüksek noktayı işaret ediyor.
Müzakerelerin Çöküşü ve Diplomatik Arka Plan
ABD ve İran arasındaki müzakereler, Nisan 2025'te Umman'ın arabuluculuğuyla başlayan dolaylı görüşmelerle yeniden canlanmıştı. Ancak yaz aylarında İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini askıya alması süreci çıkmaza soktu. Eylül ayında BM Genel Kurulu öncesinde taraflar arasında yapılan teknik görüşmelerde de ilerleme kaydedilemedi. ABD yönetimi, İran'ın nükleer programını barışçıl amaçlarla sürdürdüğü yönündeki açıklamalarını yeterli bulmazken, Tahran yönetimi Washington'un yaptırımları kaldırmadığını ve güven artırıcı adımlar atmadığını belirtiyor. Rubio'nun talimatı, bu sürecin resmi olarak raydan çıktığının somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor. İran heyetinin New York'taki BM Genel Merkezi'nden ayrılmasının ardından Tahran'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuyu "ABD'nin diplomatik teamüllere aykırı bir adımı" olarak nitelendirdi. Uzmanlar, bu hamlenin İran'ın BM Genel Kurulu'ndaki diplomatik faaliyetlerini kısıtlamayı amaçladığını ve ABD'nin İran'a yönelik baskı politikasını yeniden sertleştirdiğini belirtiyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Rubio'nun emri, İran heyetinin vize sürelerinin sona ermesinden bağımsız olarak verildi ve heyetin 24 saat içinde ülkeyi terk etmesi istendi. İran heyeti, BM Genel Kurulu'na katılmak üzere Eylül ayı başında New York'a gelmişti. Genel Kurul görüşmeleri sırasında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD'nin yaptırımlarını eleştiren bir konuşma yapmıştı. Pezeşkiyan, konuşmasında nükleer programın barışçıl olduğunu yinelerken, ABD'yi "ekonomik terörizm" uygulamakla suçlamıştı. ABD heyeti ise İran'ın bölgesel istikrarsızlık yarattığını ve nükleer programının şeffaf olmadığını savunmuştu. Bu karşılıklı suçlamalar, müzakerelerin ölü noktaya geldiğinin sinyallerini vermişti. Rubio'nun talimatı, diplomasi yerine baskı ve izolasyon stratejisinin öne çıktığını gösteriyor. Ayrıca, İran'ın bölgedeki vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetler ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik de taraflar arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor. ABD'nin İran heyetini sınır dışı etmesi, diğer ülkelerin İran ile diplomatik ilişkilerini gözden geçirmesine yol açabilir.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
ABD-İran geriliminin tırmanması, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozabilir. İran'ın nükleer programı konusundaki belirsizlik, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerini endişelendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer silah edinme eşiğine yaklaştığını savunarak askeri seçeneği masada tutuyor. Suudi Arabistan ise nükleer programını genişletme sinyalleri vererek bir denge arayışında. ABD'nin İran heyetini sınır dışı etmesi, Avrupa Birliği'nin arabuluculuk çabalarını da zora sokabilir. AB, İran ile ticaret mekanizması INSTEX üzerinden ilişkileri sürdürmeye çalışsa da, ABD'nin yaptırımları Avrupalı şirketler üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor. Rusya ve Çin ise İran ile stratejik ortaklıklarını derinleştirerek ABD'nin baskı politikasını dengelemeye çalışıyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasıyla ilişkileri kurumsallaştırdı. Rusya ise Suriye ve Orta Doğu'da İran ile askeri işbirliğini sürdürüyor. Bu durum, ABD'nin İran'ı izole etme çabalarının küresel ölçekte karşılık bulmakta zorlanacağını gösteriyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) rejimine yönelik bir meydan okuma olarak algılanıyor. UAEA'nın İran'daki denetimlerini sürdürememesi, uluslararası toplumun nükleer yayılma endişelerini artırıyor. ABD'nin sert tutumu, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini daha da yükseltmesine ve denetimlere kapıyı tamamen kapatmasına yol açabilir. Bu da bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınırı paylaşan ve enerji ithalatında İran'a bağımlı bir ülke. İran'a yönelik yeni yaptırımlar ve diplomatik izolasyon, Türkiye'nin doğalgaz tedarikini ve ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadelesi açısından risk oluşturuyor. Türkiye, bugüne kadar İran ile diyaloğu sürdürerek bölgesel dengeyi korumaya çalıştı. Washington'ın Tahran'a yönelik baskısını artırması, Türkiye'nin NATO müttefiki ABD ile ilişkilerinde yeni bir sınav anlamına geliyor. Ankara'nın, İran ile ticaretini sürdürme ve yaptırımlardan muafiyet talep etme çabaları artabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki gelişmeler, Türkiye'nin kendi güvenlik hesaplamalarını da etkiliyor. Bölgesel bir nükleer silahlanma yarışı, Türkiye'nin güvenlik mimarisini sarsabilir.