ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, pazartesi günü İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılan heyetinin ülkeyi derhal terk etmesini talep etti. Edinilen bilgilere göre, iki ülke arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesi üzerine bu karar alındı. Üst düzey bir ABD yetkilisi ve konuya yakın ikinci bir kaynak, Rubio'nun talebini doğruladı. İran heyetinin New York'taki BM merkezindeki varlığı, diplomatik gerilimin son perdesi olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Olay, ABD ile İran arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından geldi. İran'ın nükleer programı, bölgesel faaliyetleri ve tutuklu ABD vatandaşları gibi konularda taraflar arasında önemli farklılıklar bulunuyordu. Özellikle son haftalarda artan karşılıklı suçlamalar, diplomatik kanalların tamamen kapanmasına yol açtı. Rubio'nun talimatı, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik sert tutumunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bilindiği üzere, BM Genel Kurulu her yıl Eylül ayında New York'ta toplanır ve üye ülkelerin devlet başkanları ile diplomatları burada bir araya gelir. İran heyeti de bu yılki toplantılara katılmak üzere ABD'ye gelmişti. Ancak müzakerelerin tıkanması, İran'ın BM çatısı altındaki diplomatik faaliyetlerini de sekteye uğrattı. ABD'nin ev sahibi ülke olarak, BM anlaşmaları çerçevesinde yabancı diplomatlara vize verme yükümlülüğü bulunuyor; ancak ulusal güvenlik gerekçesiyle bazı kısıtlamalar uygulanabiliyor. Bu olayda Rubio'nun doğrudan ülkeyi terk etme çağrısı, teamüllere aykırı bir adım olarak nitelendiriliyor.
İran tarafından henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Tahran'ın konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne taşıyabileceği ve ABD'nin ev sahipliği yükümlülüklerini ihlal ettiğini öne sürebileceği belirtiliyor. Uzmanlar, bu gelişmenin iki ülke arasındaki zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştireceği görüşünde.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel dengeleri etkiliyor. İran'ın BM heyetinin sınır dışı edilmesi, uluslararası diplomasi açısından nadir görülen bir durum. Bu tür bir adım, genellikle ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesi anlamına gelir. ABD, 1980'den bu yana İran ile diplomatik ilişkilerini askıya almış durumda; ancak BM çerçevesindeki temaslar sınırlı da olsa devam ediyordu. Bu olay, söz konusu temasların da sona ermesi anlamına gelebilir.
İran'ın nükleer anlaşması (JCPOA) zaten 2018'de ABD'nin çekilmesiyle fiilen çökmüş durumda. Avrupa ülkeleri, anlaşmayı canlandırmak için çaba sarf ediyordu; ancak son gelişmeler bu çabaları da sekteye uğratabilir. Ayrıca, İran'ın bölgesel müttefikleri olan Suriye, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler üzerinden yürüttüğü vekalet savaşları, ABD'nin sert tutumunu daha da artırabilir. Körfez ülkeleri ise endişeyle gelişmeleri izliyor; zira olası bir çatışma, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir.
Rusya ve Çin gibi aktörlerin bu olaya nasıl tepki vereceği de merak konusu. Her iki ülke de İran ile yakın ilişkilere sahip ve ABD'nin tek taraflı adımlarına karşı çıkabilirler. BM Güvenlik Konseyi'nde yaşanabilecek tartışmalar, uluslararası toplumun bölünmüşlüğünü bir kez daha gözler önüne serebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile İran arasındaki gerilimin kendisi için ciddi sonuçları olabileceği bir konumda. Komşusu İran ile ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunan Türkiye, aynı zamanda NATO müttefiki ABD ile de dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. İran heyetinin sınır dışı edilmesi, bölgedeki tansiyonu artırarak Türkiye'nin enerji güvenliğini ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, olası bir çatışma, Türkiye'ye yönelik mülteci akınını tetikleyebilir. Ankara'nın diplomatik kanalları kullanarak tarafları sakinleştirmeye çalışması ve BM zemininde inisiyatif alması bekleniyor. Türkiye, İran ile diyaloğu sürdürerek hem bölgesel istikrarı korumak hem de Batı ile ilişkilerini dengelemek durumunda.