ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ülkesinin vatandaşlığının satılık olmadığını söylerken, Başkan Donald Trump'ın 1 milyon dolarlık yatırım karşılığında oturma izni sağlayan 'Altın Kart' programını unutmuş görünüyor. Rubio'nun açıklamaları, Trump yönetiminin 'doğum turizmi'ne yönelik sert önlemler alacağını duyurduğu bir dönemde geldi. Bu çelişki, ABD göçmenlik politikasında uygulanan çifte standardı bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı
Marco Rubio, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ABD vatandaşlığının bir meta olmadığını ve satın alınamayacağını vurguladı. Rubio, özellikle doğum turizmi yoluyla ABD vatandaşlığı kazanmaya çalışan yabancı uyruklulara yönelik önlemler alacaklarını belirtti. Ancak bu söylem, Trump yönetiminin Şubat ayında duyurduğu 'Altın Kart' programıyla çelişiyor. Programa göre, yabancı yatırımcılar 1 milyon dolar ödeyerek ABD'de oturma izni alabilecek ve beş yıl sonunda vatandaşlık başvurusunda bulunabilecek.
Trump, bu programı 'ABD ekonomisini canlandıracak bir fırsat' olarak tanıtmış, hatta kartların milyonlarca satılacağını öngörmüştü. Rubio ise bu çelişkiye dair herhangi bir açıklama yapmadı. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 'Altın Kart'ın yasal bir göçmenlik yolu olduğunu ve ABD'ye yatırım çekmeyi amaçladığını savundu. Ancak eleştirmenler, bu programın vatandaşlığı parayla satın alınabilir bir hale getirdiğini ve Rubio'nun söylemleriyle doğrudan çeliştiğini ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin göçmenlik politikaları, özellikle 'doğum turizmi' ve 'Altın Kart' gibi uygulamalar, küresel çapta tartışma yaratıyor. Doğum turizmi, ABD Anayasası'nın 14. Ek Maddesi uyarınca ABD topraklarında doğan her çocuğun vatandaşlık kazanmasına dayanıyor. Trump yönetimi, bu uygulamayı kaldırmak veya kısıtlamak için çeşitli yasal girişimlerde bulunmuş, ancak başarısız olmuştu. Yeni önlemlerin, özellikle Çin, Rusya ve Nijerya gibi ülkelerden gelen hamile kadınlara yönelik olduğu belirtiliyor.
Öte yandan, 'Altın Kart' programı, benzer uygulamaları bulunan Kanada, Avustralya ve bazı Avrupa ülkelerindeki 'altın vize' sistemlerine benziyor. Ancak ABD'nin bu programı, 1 milyon dolarlık yüksek eşik ve doğrudan vatandaşlık vaadiyle diğerlerinden ayrışıyor. Uzmanlar, bu tür programların gelir eşitsizliğini artırabileceğini ve göçmenlik sistemini zenginler lehine bozabileceğini savunuyor. Ayrıca, bu programın ABD'nin ulusal güvenliği açısından riskler barındırabileceği, çünkü yatırımcıların geçmişlerinin yeterince denetlenmediği eleştirisi de yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göçmenlik politikasındaki bu çelişki, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel göç dinamikleri açısından önem taşıyor. Türkiye, benzer bir 'altın vize' uygulamasını gayrimenkul yatırımı karşılığında hayata geçirmiş durumda. Ancak ABD'nin 1 milyon dolarlık programı, Türkiye'nin 250 bin dolarlık yatırım eşiğine kıyasla çok daha seçici. Bu durum, Türkiye'nin yatırımcı çekme politikalarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin doğum turizmi kısıtlamaları, Türk vatandaşlarının bu yolla vatandaşlık kazanma imkanını azaltabilir. Bu gelişmeler, Türkiye'nin göç ve yatırım politikalarını yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.