Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj Kampı'nda, IŞİD bağlantılı oldukları gerekçesiyle tutulan 2.300'den fazla kadın ve çocuk, gece baskınları, haraç ve şiddet olaylarına maruz kaldıklarını bildiriyor. Birleşmiş Milletler uzmanları ve insan hakları örgütleri, bu kişilerin belirsiz süreli ve açık uçlu bir şekilde gözaltında tutulduğunu belirtiyor. Kamp yönetimi ve bölgedeki Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), iddiaları reddederken, uluslararası toplum kamptaki insani krizin çözümü için adım atmaya çağrılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Roj Kampı, Suriye'nin kuzeydoğusunda, Haseke ilinde yer alıyor ve 2016 yılından bu yana IŞİD ile bağlantılı kişilerin ve ailelerinin tutulduğu ana merkezlerden biri. Kampta şu anda 2.300'den fazla kadın ve çocuk bulunuyor; bunların büyük çoğunluğu IŞİD militanlarının eşleri ve çocukları. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) gibi kuruluşlar, yıllardır bu kişilerin yasal bir suçlama olmaksızın, keyfi olarak ve belirsiz bir süreyle tutulduğunu raporluyor. Uluslararası hukuka göre, gözaltına alınan herkesin bir suçlamayla yargılanma veya serbest bırakılma hakkı var. Ancak kamp yönetimi, bu kişilerin ülkelerine iade edilmesinin güvenlik riski taşıdığını savunuyor. SDG yetkilileri, kamptaki güvenlik endişelerinin yanı sıra, uluslararası toplumun kendi vatandaşlarını geri almamasından şikayetçi. Öte yandan, kampta tutulan bazı kadınlar, gece yarısı kapılarının kırılarak arandığını, para ve değerli eşyalarının alındığını, fiziksel ve sözlü şiddete maruz kaldıklarını iddia ediyor. Bu iddialar, kampta görev yapan bazı insani yardım çalışanları tarafından da doğrulanıyor. Ancak kamp yönetimi, bu tür olayların münferit olduğunu ve soruşturulduğunu öne sürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Roj Kampı'ndaki durum, Suriye'deki iç savaşın ve IŞİD'in yenilgiye uğratılmasının ardından ortaya çıkan en karmaşık insani ve hukuki sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. Kampta tutulan yabancı uyruklu kadın ve çocukların sayısı 10.000'i aşkınken, bunların çoğu Irak, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerinden. Batılı ülkeler ise vatandaşlarını geri alma konusunda isteksiz davranıyor; güvenlik riskleri ve kamuoyu baskısı nedeniyle bu kişilerin ülkelerine dönüşü sınırlı tutuluyor. BM Çocuk Hakları Komitesi, kampta doğan veya küçük yaşta getirilen çocukların durumunun özellikle endişe verici olduğunu, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin kısıtlı olduğunu vurguluyor. İnsan hakları grupları, kamptaki şiddet ve sömürü iddialarının, radikalleşmeyi daha da körükleyebileceği uyarısında bulunuyor. Roj Kampı'ndaki koşullar, uluslararası toplumun IŞİD sonrası dönemde adalet ve rehabilitasyon konusunda ortak bir strateji geliştiremediğini gösteriyor. Ayrıca, kampın bulunduğu bölgede SDG ile Suriye hükümeti ve Rusya arasındaki gerilim, kamptaki istikrarsızlığı artırıyor. Son aylarda kampta çıkan isyanlar ve kaçış girişimleri, güvenlik güçleri tarafından sert müdahaleyle bastırıldı; bu da can kayıplarına yol açtı. Uluslararası Af Örgütü, kamptaki tutukluların ailelerine ulaşma hakkının kısıtlandığını ve avukat erişiminin neredeyse imkansız olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeleri yakından takip ediyor ve Roj Kampı'ndaki durum, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri açısından önem taşıyor. Türkiye, PKK/YPG'nin kontrolündeki bölgelerde istikrarsızlığın artmasının kendi sınır güvenliğini tehdit edebileceğini savunuyor. Ayrıca, kampta tutulan yabancı IŞİD üyelerinin ülkelerine iadesi konusu, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası müzakerelerde ele alınıyor. Türkiye, kendi vatandaşı olan IŞİD bağlantılı kişilerin geri alınması konusunda temkinli bir tutum sergilerken, bölgede istikrarın sağlanması için SDG yerine Suriye hükümetiyle işbirliği yapılması gerektiğini vurguluyor. Roj Kampı'ndaki insani krizin çözülmemesi, radikal grupların yeniden güç kazanmasına zemin hazırlayabilir ve bu da Türkiye'nin sınır güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturabilir. Bu nedenle Türkiye, kamptaki koşulların iyileştirilmesi ve tutukluların uluslararası hukuka uygun şekilde yargılanması için daha fazla diplomatik çaba göstermeli.