Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a cumartesi günü düzenlenen ve son on yıldan uzun süredir ülke topraklarında gerçekleşen en ölümcül saldırı olarak kaydedilen eylem, Yemen savaşında keskin bir tırmanışa işaret etti. Saldırı, Husilerin geçen ay hızlı bir operasyonla Kızıldeniz kıyı şeridinin büyük bölümünü ele geçirmesinin ardından geldi. Riyad, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetini desteklerken, Suudi liderliğindeki koalisyonun nasıl bir karşılık vereceği sorusu gündemin merkezinde.
Olayın arka planı ve Yemen savaşının seyri
Yemen'de 2014'ten bu yana süren çatışma, Husilerin başkent Sanaa'yı ele geçirmesiyle başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'te meşru hükümeti yeniden iktidara getirmek amacıyla hava operasyonlarına başladı. Ancak yıllar içinde savaş bir çıkmaza dönüştü; Husiler, İran'ın desteğiyle askeri kapasitesini artırdı ve balistik füze ile insansız hava araçlarıyla Suudi topraklarına yönelik saldırılarını sürdürdü. Geçtiğimiz ay Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bölgeleri hızla ele geçirmesi, koalisyonun kara gücü ve hava savunmasındaki zaaflarını ortaya koydu. Riyad'a yönelik son saldırı, bu tırmanmanın en somut göstergesi oldu.
Suudi yetkililer, saldırının arkasında Husilerin olduğunu belirtirken, Husiler henüz sorumluluğu üstlenmedi. Saldırının hedefi ve kullanılan silah türüne ilişkin ayrıntılar netleşmiş değil; ancak görgü tanıkları, şehir merkezinde patlama sesleri duyulduğunu ve çok sayıda yaralının hastanelere taşındığını aktarıyor. Suudi devlet televizyonu, olayın ardından güvenlik güçlerinin bölgede geniş çaplı operasyon başlattığını duyurdu. Uluslararası toplum, saldırıyı kınayan açıklamalar yaparken, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi taraflara itidal çağrısında bulundu.
Koalisyonun askeri ve diplomatik seçenekleri
Suudi liderliğindeki koalisyonun önünde birkaç seçenek bulunuyor. Askeri açıdan, Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmak ilk akla gelen yanıt. Ancak uzmanlar, yıllardır süren hava operasyonlarının Husilerin askeri kapasitesini tamamen kırmadığını, aksine sivil kayıpları artırarak uluslararası tepkiyi büyüttüğünü hatırlatıyor. Koalisyon, son dönemde kara gücünü takviye etmek için Yemenli yerel gruplarla işbirliğini artırmış durumda. Kızıldeniz kıyısındaki geri çekilme, bu stratejinin de yeterince etkili olmadığını gösteriyor.
Diplomatik alanda ise Riyad, Birleşmiş Milletler ve Körfez İşbirliği Konseyi çerçevesinde bir ateşkes müzakeresi başlatma baskısıyla karşı karşıya. Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler şimdiye kadar somut sonuç vermedi. Suudi Arabistan, Husilerin İran ile bağlantısını kesmeyi ve limanları silah sevkiyatından arındırmayı hedefliyor. Ancak Husiler, Suudi topraklarına yönelik saldırıları durdurma karşılığında hava ablukasının kaldırılmasını ve maaşların ödenmesini talep ediyor. Son saldırı, bu pazarlık masasındaki dengeleri de değiştirebilir.
Koalisyonun bir diğer seçeneği, ABD ve diğer Batılı müttefiklerden daha fazla istihbarat ve hava savunma desteği talep etmek. Washington, Yemen savaşında Suudi Arabistan'a verdiği desteği son yıllarda azaltmış olsa da, Husilerin Kızıldeniz'deki eylemleri ve İran'ın artan etkisi, ABD'nin Riyad'a yönelik güvenlik taahhütlerini yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Ancak ABD Kongresi'nde Suudi Arabistan'a silah satışına yönelik muhalefet güçlü.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Riyad'a düzenlenen saldırı, Yemen savaşının sadece Yemenliler için değil, bölge için de ne kadar yıkıcı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Suudi Arabistan'ın askeri caydırıcılığının zedelenmesi, Körfez'deki güç dengesini etkileyebilir. İran, Husiler üzerinden Suudi Arabistan'ı köşeye sıkıştırmaya çalışırken, Abu Dabi ve diğer Körfez ülkeleri kendi güvenliklerini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, küresel deniz ticareti ve enerji arz güvenliği açısından da risk oluşturuyor. Husilerin geçen ayki ilerleyişi, Bab el-Mendeb Boğazı'na yakın bölgelerde kontrolü artırmalarına yol açtı; bu durum, dünya petrol piyasalarında dalgalanma yaratabilir.
Uluslararası toplumun tepkisi ise bölünmüş durumda. Bazı ülkeler saldırıyı kınarken, bazıları Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri varlığını sorguluyor. Birleşmiş Milletler, çatışmanın sivil halk üzerindeki etkisine dikkat çekerek taraflara insani yardım koridorlarını açma çağrısı yaptı. Ancak Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi, insani yardımların ulaştırılmasını da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizi boyunca taraflar arasında dengeli bir politika izlemeye çalıştı. Riyad'a yönelik saldırı, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve stratejik çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Suudi Arabistan ile son dönemde normalleşen ilişkiler, Türk müteahhitlik ve savunma sanayii şirketleri için önemli bir pazar oluşturuyor; istikrarsızlık bu işbirliklerini riske atabilir. Öte yandan, Kızıldeniz'deki güvenlik sorunu, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya uzanan deniz ticaret hatlarını doğrudan etkiliyor. Husilerin artan etkisi, Türkiye'nin bölgesel denge politikalarında yeni açılımlar yapmasını gerektirebilir. Ayrıca, İran'ın Yemen üzerinden Suudi Arabistan'ı sıkıştırması, Türkiye'nin İran ile ilişkilerinde de hassas bir denge unsuru olarak öne çıkıyor.