Yemen'deki Husiler, 19 Eylül Cumartesi günü Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da "hassas" hedeflere füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlediklerini duyurdu. Bu açıklama, kentteki ana havalimanı yakınlarında alevler ve büyük bir duman bulutunun görülmesinden saatler sonra geldi. Suudi yetkililerden saldırıya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Gelişmenin Arka Planı
Husilerin askeri sözcüsü Yahya Saree, yaptığı yazılı açıklamada, saldırıların Suudi Arabistan'ın başkentindeki "hassas" tesisleri hedef aldığını belirtti. Saree, saldırılarda balistik füzeler ve İHA'ların kullanıldığını öne sürdü. Ancak Suudi Arabistan yönetimi, saldırı iddiasına dair herhangi bir doğrulama yapmadı ve olayla ilgili sessizliğini koruyor.
Riyad'ın kuzeyindeki Kral Halid Uluslararası Havalimanı çevresinde görülen alevler ve duman, sosyal medyada hızla yayılan görüntülerle birlikte bölgede paniğe yol açtı. Havalimanı yetkilileri, uçuşlarda herhangi bir aksama olup olmadığına dair açıklama yapmadı. Olayın sivil yerleşim alanlarına sıçrayıp sıçramadığı veya can kaybı olup olmadığı bilinmiyor.
Yemen'de yıllardır süren iç savaşta Husiler, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerine karşı sık sık füze ve İHA saldırıları düzenliyor. Suudi Arabistan, 2015'ten bu yana Yemen hükümetine destek amacıyla koalisyona öncülük ediyor. Husiler ise genellikle Suudi topraklarındaki stratejik noktaları hedef alarak misilleme yaptıklarını savunuyor. Bu saldırılar zaman zaman Suudi Arabistan'ın petrol altyapısını da vurarak küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Riyad'a yönelik saldırı iddiası, Yemen krizinin bölgesel güvenlik üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olarak küresel enerji arz güvenliğinde kritik bir role sahip. Başkentteki bir saldırı, yalnızca Suudi iç güvenliğini değil, aynı zamanda Körfez bölgesindeki istikrarı ve uluslararası petrol fiyatlarını da tehdit ediyor.
Husilerin son dönemde artan saldırı kapasitesi, İran'ın bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Tahran yönetimi, Husileri açıkça desteklediğini kabul etmese de, Birleşmiş Milletler raporları İran yapımı silahların Husilerin eline geçtiğini ortaya koymuştu. Bu durum, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin Yemen sahasında vekalet savaşına dönüşmesine yol açıyor.
Uluslararası toplum, saldırıyı henüz resmi olarak kınamadı. ABD ve Avrupa ülkeleri, Suudi Arabistan'ın güvenliğine verdikleri desteği yinelemekle birlikte, olayın doğrulanması için bağımsız soruşturma çağrısı yapabilir. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki çatışmaların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekerek taraflara itidal çağrısında bulunabilir.
Öte yandan, saldırının zamanlaması dikkat çekici. Körfez bölgesinde diplomatik gerilimlerin azaltılmasına yönelik çabalar sürerken, böyle bir eylemin barış sürecini baltalama riski taşıdığı belirtiliyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaşı sonlandırma yönünde attığı adımlar, Husilerin askeri kabiliyetini koruma ve pazarlık masasında elini güçlendirme amacıyla saldırıları sürdürebileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde taraf olmamakla birlikte, bölgesel istikrarın korunmasına önem veriyor. Riyad'a yönelik bir saldırı, Körfez'de tansiyonu yükselterek enerji fiyatlarını dalgalandırabilir ve Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin dengeleme diplomasisini zorlaştırabilir. Türkiye, bölgede ateşkes ve siyasi çözüm çağrılarını yineleyerek, Yemen'deki insani krizin sona ermesi için uluslararası çabaları desteklemeyi sürdürecektir. Bu tür saldırılar, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle savunma iş birliğini derinleştirmesi ve füze savunma sistemleri konusundaki hassasiyetini artırması gerektiğini gösteriyor.