Avrupa ve ötesinde rekabetçilik saplantısına kapılmış politika yapıcıların, ekonomik büyümeyi canlandırmak için eski ortodoksileri terk etmesi gerektiği ortaya çıktı. Yeni bir araştırmaya göre, son yirmi yıldır Avrupa'da sermaye bol ve ucuz olmasına, şirket karları güçlü seyretmesine rağmen yatırımlar, verimlilik artışı ve ücretler durma noktasına geldi; emeğin milli gelirden aldığı pay ise sürekli düştü. Bu durum, geleneksel rekabetçilik politikalarının sorgulanmasına yol açıyor.
Rekabetçilik Paradoksu: Sermaye Bolluğuna Rağmen Durgunluk
Araştırmacılar, Avrupa ekonomilerinin son 20 yıldır karşı karşıya olduğu çarpıcı bir paradoksa dikkat çekiyor: faiz oranları tarihin en düşük seviyelerinde seyrederken, şirketler rekor düzeyde nakit akışı elde etmesine rağmen üretken yatırımlar beklenenin çok altında kaldı. Örneğin, Avrupa Merkez Bankası'nın genişlemeci para politikalarıyla sermaye maliyeti neredeyse sıfırlanırken, özel sektör yatırımlarının GSYH'ye oranı 2000'li yılların başından bu yana geriledi. Aynı dönemde, teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm hızlanmasına rağmen, toplam faktör verimliliği artışı yavaşladı.
Çalışma, bu durumun temel nedeninin 'rekabetçilik' kavramının yanlış tanımlanması olduğunu vurguluyor. Geleneksel yaklaşım, rekabetçiliği düşük vergiler, esnek işgücü piyasaları ve yüksek kurumsal karlılık ile ölçüyor. Oysa asıl ihtiyaç duyulan; AR-GE'ye dayalı yenilikçilik, nitelikli işgücü ve verimlilik artışını teşvik eden yapısal reformlardır. Rapora göre, Avrupa'nın Ar-Ge harcamaları ABD'nin gerisinde kalırken, patent başvuruları ve yüksek teknoloji ihracatındaki payı da düşüş eğiliminde.
Küresel Boyut: Rekabetçilik Savaşının Kazananı Yok
Araştırma, rekabetçilik adına uygulanan politikaların küresel ölçekte benzer sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. ABD'de de benzer bir eğilim gözlenirken, Çin'in devlet odaklı modeli ise farklı bir dinamik yaratıyor. Ancak ortak nokta, emeğin payının giderek azalması ve servetin en üst kesimde yoğunlaşması. Bu durum, ticaret savaşları, korumacılık ve teknolojik milliyetçilik gibi eğilimleri körüklüyor.
Öte yandan, Avrupa Birliği'nin 'Sürdürülebilir Rekabetçilik' gündemi, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme yatırımlarını öne çıkarıyor. Ancak araştırmacılar, bu alanlardaki kamu harcamalarının özel sektör yatırımlarını dışlamaması gerektiğini, aksi takdirde verimlilik artışının kalıcı olmayacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer bir rekabetçilik tuzağıyla karşı karşıya. Ucuz sermaye döneminde yatırımların inşaat ve tüketime yönelmesi, verimlilik artışını sınırladı. Türkiye'nin orta gelir tuzağından çıkması için, AR-GE, inovasyon ve nitelikli işgücüne yatırım yapması gerekiyor. AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve yeşil mutabakata uyum, rekabetçiliği yeniden tanımlama fırsatı sunuyor. Aksi takdirde, emeğin payının düşmeye devam etmesi ve büyümenin sürdürülemez hale gelmesi muhtemel.