Uluslararası insan hakları örgütü Human Rights Watch (HRW), Mısır'da 14 Ağustos 2013'te Rab'a ve Nahda meydanlarında güvenlik güçlerince düzenlenen kanlı müdahalenin 13. yılında yayımladığı kapsamlı raporda, en az 1.150 göstericinin sistematik ve yaygın şekilde öldürülmesinin 'insanlığa karşı suç' teşkil etmiş olabileceğini açıkladı. Örgüt, bir yılı aşkın süren soruşturma sonucunda hazırladığı raporunda, dönemin Mısır yönetiminin göstericilere yönelik orantısız ve ayrım gözetmeyen güç kullanımını belgeledi.
Raporun Ayrıntıları: Sistematik Şiddet ve Hukuki Değerlendirme
HRW raporu, Mısır güvenlik güçlerinin 2013 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında, seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin askeri darbeyle devrilmesinin ardından düzenlenen kitlesel gösterilere yönelik müdahalelerini 'yaygın ve sistematik' olarak nitelendiriyor. Raporda, özellikle Rab'a el-Adaviye Meydanı'ndaki oturma eylemine yapılan müdahalede keskin nişancıların kullanıldığı, hastanelere giden yolların kapatıldığı ve göstericilerin kaçış yollarının engellendiği belirtiliyor. Örgüt, bu eylemlerin 'insanlığa karşı suç' olarak değerlendirilebilecek düzeyde sistematik bir saldırının parçası olduğunu vurguluyor.
Raporda ayrıca, Mısır güvenlik güçlerinin göstericilere yönelik aşırı güç kullanımının yanı sıra, gözaltına alınan kişilere işkence yapıldığı, yargısız infazların gerçekleştirildiği ve hukuki süreçlerin askıya alındığı ifade ediliyor. HRW, bu bulguların, dönemin fiili yönetimi olan General Abdülfettah es-Sisi liderliğindeki askeri konseyin liderlerinin ve emir komuta zincirindeki üst düzey yetkililerin uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanabilmesi için güçlü bir kanıt oluşturduğunu savunuyor.
Uluslararası Tepkiler ve Mısır'ın Tutumu
HRW raporu, uluslararası toplumun Mısır'daki insan hakları ihlallerine yönelik eleştirilerini yeniden gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, Mısır yönetimine çağrıda bulunarak sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtti. Ancak Mısır hükümeti, raporu reddederek, güvenlik güçlerinin 'terörle mücadele' kapsamında meşru müdafaa hakkını kullandığını savundu. Mısır hükümeti daha önce de Rab'a müdahalesine ilişkin uluslararası soruşturma taleplerini geri çevirmişti.
Raporun yayımlandığı tarih, Mısır'da Mursi yanlısı göstericiler için bir yas günü olarak anılıyor; ülke genelinde taziye etkinlikleri düzenleniyor. Mısır'da İslamcı hareketler üzerindeki baskılar ise devam ediyor; binlerce kişi hapiste bulunuyor ve birçok siyasi parti kapatılmış durumda.
Ortadoğu'daki Yansımalar ve İnsan Hakları Bağlamı
Rab'a katliamı, 2011 Arap Baharı'nın ardından yaşanan demokratik geçiş süreçlerinin en kanlı kesitlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Mısır'daki olaylar, bölgedeki diğer ülkelerde de yankı buldu; özellikle kadınların ve gençlerin öncülüğündeki sivil toplum hareketleri, güvenlik güçlerinin müdahalelerine karşı uluslararası dayanışma çağrıları yaptı. HRW raporu, Ortadoğu'da insan hakları ihlallerinin cezasız kaldığına dair endişeleri artırırken, uluslararası toplumun bu tür suçlara karşı daha etkin bir tutum alması gerektiğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mursi'nin devrilmesine en sert tepki gösteren ülkelerden biri olmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rab'a katliamını 'darbe' olarak nitelendirmiş ve Mısır yönetimiyle ilişkilerini uzun süre dondurmuştu. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler 2023'te yeniden normale dönmeye başlasa da, insan hakları ihlallerine yönelik tutumlar hâlâ bir sürtüşme kaynağı. Türkiye, bölgesel istikrar ve İslam dünyasındaki etkisi açısından Mısır'daki gelişmeleri yakından izliyor. HRW'nin raporu, Ankara'nın Kahire ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesi için bir fırsat sunabilir; ancak ekonomik ve güvenlik çıkarları, insan hakları eleştirilerinin önüne geçebiliyor.