Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı'nın (PISA) kurucusu Andreas Schleicher, yapay zekânın sınıflarda kullanımına ilişkin çarpıcı uyarılarda bulundu. Schleicher, yapay zekânın eğitimde faydalı olabileceğini ancak bunun dikkatli bir yaklaşımla yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Öğrencileri çarpışma testi mankenlerine dönüştürmeyi bırakın" ifadesini kullandı. Eğitim teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı bir dönemde, öğrenci verilerinin ve bilişsel gelişimlerinin korunması gerektiğini belirten Schleicher, bu konuda uluslararası düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.
Yapay zekâ eğitimde nasıl kullanılmalı?
Andreas Schleicher, yapay zekânın eğitimdeki potansiyelini kabul etmekle birlikte, bunun bir "gümüş kurşun" olmadığını söylüyor. PISA'nın kurucusu, yapay zekâ araçlarının öğrencilere kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunabileceğini, öğretmenlere idari yükü azaltmada yardımcı olabileceğini ve eğitimde fırsat eşitliğini artırabileceğini belirtiyor. Ancak Schleicher, bu teknolojilerin kontrolsüz bir şekilde sınıflara sokulmasının ciddi riskler taşıdığını vurguluyor. Özellikle öğrencilerin bilişsel gelişimlerinin yapay zekâ algoritmalarına emanet edilmesinin, onları birer deney nesnesine dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor.
Schleicher'e göre, yapay zekânın eğitimde kullanımına dair net bir çerçeve çizilmeli. Bu çerçeve, veri gizliliği, algoritmik önyargı, öğretmen özerkliği ve öğrenci refahı gibi konuları kapsamalı. Ayrıca, yapay zekâ destekli öğrenme araçlarının etkinliğinin bağımsız araştırmalarla değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Schleicher, "Yapay zekâ eğitimi dönüştürebilir, ancak bu dönüşümün merkezinde öğrencilerin ve öğretmenlerin ihtiyaçları olmalı" diyor.
Küresel eğitim politikaları ve ekonomik etkiler
Schleicher'in uyarıları, küresel eğitim politikalarının şekillenmesinde önemli bir yere sahip. PISA, dünya genelinde 80'den fazla ülkede uygulanan ve ülkelerin eğitim sistemlerini karşılaştıran bir program. Bu nedenle Schleicher'in görüşleri, politika yapıcılar, eğitimciler ve teknoloji şirketleri tarafından yakından takip ediliyor. Yapay zekânın eğitimdeki rolü, son yıllarda hem akademik hem de ticari alanda büyük bir tartışma konusu. EdTech pazarının 2025 yılına kadar 400 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu büyüklükteki bir pazarın, öğrenci verilerini nasıl kullanacağı ve eğitim kalitesini nasıl etkileyeceği kritik bir soru.
Schleicher, yapay zekânın eğitimde kullanımının ekonomik boyutuna da değiniyor. Eğitim teknolojilerine yapılan yatırımların, öğrenci başarısını artırmadığı takdirde kaynak israfı olacağını belirtiyor. Ayrıca, yapay zekâ sistemlerinin eğitimde kullanılmasının, öğretmenlerin rolünü ortadan kaldırmayacağını, aksine onların işini kolaylaştıracağını söylüyor. Ancak bu süreçte öğretmenlerin de yeni beceriler kazanması gerektiğini ekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda eğitimde dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamalarına önemli yatırımlar yapıyor. Millî Eğitim Bakanlığı'nın FATİH Projesi ve EBA platformu gibi girişimleri, teknolojinin sınıflara entegrasyonunu hedefliyor. Schleicher'in uyarıları, Türkiye'nin bu süreçte öğrenci verilerinin korunması, algoritmik şeffaflık ve öğretmen eğitimi konularına daha fazla önem vermesi gerektiğini gösteriyor. PISA sonuçlarında Türkiye'nin performansını artırmak isteyen politika yapıcılar için yapay zekâ bir fırsat olabilir, ancak bu fırsatın bilinçli ve etik bir çerçevede kullanılması şart. Aksi halde, öğrenciler deney faresi olmaktan kurtulamaz.