Peru, sürpriz bir sonuçla yeni devlet başkanını seçti. Eski otokrat lider Alberto Fujimori'nin kızı ve muhafazakar aday Keiko Fujimori, 14 Nisan 2025 tarihinde yapılan ikinci tur seçimlerinde rakibi solcu aday Pedro Castillo'yu yalnızca %0.6'lık bir farkla geride bırakarak zafer ilan etti. Resmi sonuçlara göre Fujimori oyların %50.3'ünü alırken, Castillo %49.7'de kaldı. Bu sonuç, ülkede derin siyasi kutuplaşmanın yanı sıra seçim sistemine duyulan güvensizliği de yeniden gündeme taşıdı. Fujimori, seçim kampanyası boyunca özellikle madencilik sektöründe özel yatırımları artırma ve suçla mücadelede sert yöntemler uygulama sözü vermişti.
Gelişmenin arka planı: Fujimori hanedanının dönüşü
Keiko Fujimori, babası Alberto Fujimori'nin 1990-2000 yılları arasında uyguladığı sert yönetim anlayışını andıran bir politik söylem benimsedi. Alberto Fujimori, döneminde ülkeyi demir yumrukla yönetmiş, insan hakları ihlalleri ve yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanarak 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Buna rağmen Keiko Fujimori, babasının mirasına sahip çıkarak, "düzen ve istikrar" vaadiyle seçmenleri ikna etmeyi başardı.
Seçim kampanyası boyunca Fujimori, özellikle kırsal kesimdeki yoksul seçmenlere yönelik sosyal yardım vaatlerini ön plana çıkardı. Aynı zamanda, ülkenin en büyük gelir kaynağı olan madencilik sektöründe yabancı yatırımları teşvik edeceğini ve çevresel düzenlemeleri gevşeteceğini açıkladı. Bu durum, çevre örgütleri ve yerli halkların tepkisine yol açsa da, ekonomik krizle boğuşan Peru'da iş ve gelir vaadi birçok seçmen için daha cazip geldi.
Seçim süreci boyunca iki aday arasında sert bir rekabet yaşandı. Castillo, Fujimori'yi "otoriter bir geçmişin devamı" olarak nitelerken, Fujimori de rakibini "Marksist bir tehdit" olarak tanımladı. Seçim günü, ülke genelinde güvenlik önlemleri artırıldı ve çatışma endişesiyle bazı bölgelerde oy verme işlemi gecikmeli başladı. Uluslararası gözlemciler, seçimlerin genel olarak adil olduğunu ancak bazı usulsüzlük iddialarının soruşturulması gerektiğini belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut: Latin Amerika'da sağ dalga
Fujimori'nin zaferi, Latin Amerika'daki siyasi dengeleri de etkileyecek. Son yıllarda Brezilya, Arjantin, Şili ve Kolombiya gibi ülkelerde sol eğilimli hükümetlerin yükselişine tanık olan bölgede, Peru'nun sağcı bir lider seçmesi, kıtadaki ideolojik bölünmeyi derinleştirebilir. Özellikle Peru'nun önemli bir bakır, altın ve gümüş üreticisi olması, küresel madencilik şirketlerinin de dikkatini bu ülkeye çekiyor.
Fujimori'nin madencilik politikaları, Çin ve ABD gibi büyük güçlerin Peru üzerindeki nüfuz mücadelesinde de önemli rol oynayacak. Çin, son on yılda Peru'daki madencilik yatırımlarını büyük ölçüde artırmış durumda. Fujimori'nin yabancı yatırımlara açık politikası, Çin'in bölgedeki etkisini daha da pekiştirebilir. Diğer yandan, ABD, Peru'nun Pasifik İttifakı üyeliği ve serbest ticaret anlaşmaları kapsamında ülkeyle yakın ekonomik ilişkiler sürdürüyor. Fujimori'nin ABD ile ilişkileri geliştirme vaadi, Washington yönetimi tarafından olumlu karşılanabilir.
Bölgesel düzeyde, Fujimori'nin suçla mücadelede sert önlemler alacağını açıklaması, komşu ülkelerdeki uyuşturucu kartelleri ve silahlı gruplar için de yeni bir dönemin habercisi olabilir. Peru, dünyanın en büyük koka üreticilerinden biri olarak, uyuşturucu ticaretinin merkezinde yer alıyor. Fujimori'nin ordunun yetkilerini artırma ve insan hakları örgütlerinin eleştirdiği "sıfır tolerans" politikası, kısa vadede suç oranlarını düşürebilir ancak uzun vadede toplumsal huzursuzluğa yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru seçimleri, Türkiye için doğrudan bir dış politika meselesi olmasa da, küresel madencilik piyasaları üzerinden dolaylı etkiler doğurabilir. Peru, dünya bakır üretiminde ikinci sırada yer alıyor ve Türkiye, inşaat ve elektronik sektörlerinde bakıra büyük ölçüde bağımlı. Fujimori'nin madencilik yatırımlarını artırma vaadi, küresel bakır arzını istikrara kavuşturarak fiyatları düşürebilir ve Türkiye'nin ithalat maliyetini azaltabilir. Ayrıca, Peru'nun Pasifik'teki stratejik konumu, Türkiye'nin Latin Amerika ile ticaretini geliştirme hedefi açısından da önem taşıyor. Ancak, Fujimori'nin otoriter eğilimleri ve insan hakları ihlalleri, Türkiye'nin uluslararası platformlarda demokrasi ve insan hakları vurgusuyla çelişebilir.