ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), kritik mineraller ve malzemeler konusunda sanayi ile işbirliği yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Başkan Joe Biden'ın imzaladığı yeni bir başkanlık kararnamesi, şirketlere kritik tedarik zincirlerini değiştirmeleri için 2027 yılı başına kadar süre tanıyor. Ancak sanayi çevreleri, bu sürenin kısıtlı olduğu ve dönüşümün zorlu geçeceği endişesini taşıyor. Pentagon yetkilileri, sektör temsilcileriyle düzenli istişareler yaparak geçiş sürecini kolaylaştırmayı hedeflediklerini belirtiyor.
Kararnamenin kapsamı ve hedefleri
Yeni başkanlık kararnamesi, nadir toprak elementleri, lityum, kobalt ve diğer stratejik minerallerin tedarik zincirinde ABD'nin dışa bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor. Özellikle Çin'in küresel nadir toprak elementleri pazarındaki hâkimiyeti, ABD'yi savunma teknolojileri ve yeşil enerji geçişi için kritik olan bu malzemelerde kırılgan hale getiriyor. Kararname, federal kurumlara belirli minerallerin yurtiçi üretimini artırma ve geri dönüşüm tesislerini teşvik etme talimatı veriyor. Savunma Bakanlığı'nın bu süreçte koordinasyon rolü üstlenmesi, kararnamenin savunma sanayi için taşıdığı önemi gösteriyor. Pentagon'un yayınladığı resmi açıklamada, 'Kritik mineraller konusunda sanayi ile ortaklık, ulusal güvenliğimiz için hayati önem taşıyor. 2027 hedefi iddialı ancak ulaşılabilir. Gerekli teknoloji ve yatırımı sağlamak için birlikte çalışacağız' ifadeleri yer aldı.
Sanayi temsilcileri ise 2027'nin çok kısa bir süre olduğunu savunuyor. Özellikle yeni madenlerin açılması ve işletilmesi için gereken çevresel izinlerin ortalama 7-10 yıl sürdüğüne dikkat çekiyorlar. ABD Ticaret Odası bünyesindeki Kritik Mineraller Grubu Başkanı, 'Hedefleri anlıyoruz ancak süreç gerçekçi değil. Pentagon'un işbirliği teklifi olumlu, ama daha esnek bir takvim ve teşvik paketi gerekiyor' dedi. Diğer yandan, bazı uzmanlar kararnamenin esas olarak Çin'e bağımlılığı azaltmaya yönelik siyasi bir mesaj olduğunu, gerçek dönüşümün ancak 2030 sonrasında mümkün olabileceğini öne sürüyor.
Küresel tedarik zinciri ve jeopolitik boyut
Bu gelişme, küresel kritik mineral tedarik zincirinde yaşanan rekabetin bir parçası. Çin, nadir toprak elementleri üretiminin yaklaşık %60'ını kontrol ederken, lityum ve kobalt rafinasyonunda da benzer oranlara ulaşıyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin son yıllarda bu alanda yaptığı yatırımlar ve teşvikler, tedarik zincirini çeşitlendirmeye yönelik adımlar olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, kısa vadede Çin'in yerini alacak alternatif bir tedarikçinin bulunmadığına dikkat çekiyor. Avustralya ve Kanada gibi ülkeler artan yatırımlarla üretimlerini genişletiyor olsa da, rafinasyon tesislerinin kurulması yıllar alıyor.
Pentagon'un bu girişimi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda askeri bir boyut da taşıyor. Gelişmiş silah sistemleri, savaş uçakları, füzeler ve elektronik harp ekipmanları kritik minerallere bağımlı. ABD'nin bu malzemelerde dışa bağımlı olması, potansiyel bir kriz durumunda tedarik kesintisi riskini beraberinde getiriyor. Savunma Bakanlığı, 2023'te yayınladığı bir raporda, nadir toprak elementlerindeki bağımlılığın ulusal güvenlik açısından ciddi bir kırılganlık oluşturduğunu belirtmişti. Yeni kararname ile bu kırılganlığın giderilmesi hedefleniyor, ancak uygulamanın ne kadar başarılı olacağı merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kritik mineraller konusunda önemli rezervlere sahip olmasa da, nadir toprak elementleri ve bor gibi alanlarda dikkate değer bir potansiyele sahip. ABD'nin bu adımı, Türkiye'nin savunma sanayiinde dışa bağımlı olduğu bazı kritik malzemelerin tedarik zincirini etkileyebilir. Özellikle SİHA'lar, füze sistemleri ve elektronik harp platformlarında kullanılan nadir toprak elementlerinde Türkiye'nin alternatif tedarikçiler bulması gerekebilir. ABD'nin 2027 hedefi kapsamında sanayi ile işbirliği yapması, Türkiye gibi NATO müttefiklerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara'nın bu gelişmeyi yakından takip etmesi ve yerli kaynakları harekete geçirecek politikalar geliştirmesi stratejik önem taşıyor.