PEN Amerika Başkanı Suzanne Nossel, ABD merkezli edebiyat ve ifade özgürlüğü kurumunun Filistinli yazarları sistematik olarak görmezden geldiğini ve sansür uyguladığını öne sürerek istifa etti. Nossel'in istifası, özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı sonrasında kurum içinde Filistin meselesine yönelik artan gerilimlerin bir sonucu olarak geldi. Nossel, yayımladığı istifa mektubunda, PEN Amerika'nın 'Filistinli sesleri silme' politikası izlediğini ve bu durumun kurumun kuruluş ilkeleriyle çeliştiğini vurguladı.
İstifanın Arka Planı ve Nossel'in Suçlamaları
Suzanne Nossel, 2013 yılından bu yana PEN Amerika'nın başkanlığını yürütüyordu. İstifa mektubunda, örgütün son aylarda Filistinli yazarların eserlerini desteklemeyi reddettiğini, panel ve etkinliklerde Filistinli konuşmacılara yer vermediğini ve hatta Filistin yanlısı açıklamalar yapan üyeleri susturmaya çalıştığını iddia etti. Nossel ayrıca, kurumun bağışçı baskıları nedeniyle 'politik doğruculuk' adına Filistin meselesinden kaçındığını belirtti. Bu durumun, ifade özgürlüğünü savunma misyonuyla taban tabana zıt olduğunu ifade eden Nossel, 'PEN Amerika artık bir edebiyat kurumu değil, bir sansür mekanizması haline geldi' dedi.
Nossel'in istifası, özellikle Gazze'de devam eden savaşın edebiyat dünyasında yarattığı derin bölünmeleri bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Benzer tartışmalar, geçtiğimiz aylarda New York Times ve diğer büyük yayın organlarında da yaşanmış, Filistin yanlısı yazarların köşe yazılarının yayımlanmadığı iddiaları gündeme gelmişti. PEN Amerika, Nossel'in suçlamalarına henüz resmi bir yanıt vermedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Filistin Meselesinin Sansürü
PEN Amerika'daki bu kriz, sadece bir edebiyat kurumunun iç sorunu olmanın ötesinde, küresel ölçekte Filistin meselesine dair ifade özgürlüğünün sınırlarını da tartışmaya açıyor. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını eleştiren seslerin Batı medyası ve kültür kurumları tarafından sistematik olarak sansürlendiğini defalarca rapor etmişti. ABD'de üniversitelerden yayınevlerine kadar birçok kurum, Filistin yanlısı ifadeleri 'antisemitizm' olarak etiketleyerek susturma eğilimi gösteriyor. Bu durum, özellikle Arap ve Müslüman dünyasında, Batı'nın çifte standardı olarak algılanıyor. Nossel'in istifası, bu algıyı güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, İsrail yanlısı gruplar, Nossel'in suçlamalarını 'abartılı' ve 'gerçek dışı' olarak nitelendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasının uluslararası kültür ve edebiyat kurumlarında nasıl bir sansüre maruz kaldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, özellikle son yıllarda Gazze'ye yönelik insani yardım kampanyaları ve diplomatik girişimleriyle Filistin meselesini gündemde tutmaya çalışıyor. PEN Amerika gibi etkili bir kurumda yaşanan bu kriz, Türk diplomatlarının ve sivil toplum kuruluşlarının, uluslararası platformlarda Filistinli seslerin susturulmasına karşı daha güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, bu tür olaylar, Türkiye'nin kendi medya ve kültür politikalarında ifade özgürlüğü ile milli güvenlik arasında denge kurma çabalarına da ışık tutuyor. Ancak Türkiye'nin kendi içinde de benzer sansür tartışmaları yaşadığı unutulmamalıdır.