İngiliz Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemi trafiğinin son haftalarda 'önemli ölçüde' azaldığını duyurdu. Bu açıklama, İran ile ABD arasında artan askeri gerilimlerin ardından geldi ve bölgedeki deniz güvenliği endişelerini daha da artırdı. UKMTO'nun raporuna göre, boğazdan geçen gemilerin sayısı, normal seviyelere kıyasla belirgin bir düşüş gösterdi; bu da küresel petrol arzı ve deniz ticareti üzerinde ciddi etkiler yaratabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak biliniyor. Bu dar geçit, Basra Körfezi'ndeki petrol üreticisi ülkelerin (Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE ve Katar) küresel pazarlara açılımında hayati bir rol oynuyor. UKMTO'nun verilerine göre, bölgedeki ticari gemi trafiğindeki azalma, son dönemde yaşanan bazı olaylarla bağlantılı olabilir. Özellikle, 2024 yılı boyunca İran destekli grupların Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran'ın kendi savaş gemilerini bölgeye konuşlandırması, nakliye şirketlerinin risk algısını yükseltti. Bu durum, birçok gemicilik firmasının ya rotalarını değiştirmesine ya da geçişleri ertelemesine neden oldu.
UKMTO, güvenlik uyarılarını sıklaştırdı ve gemilere bölgede 'azami dikkat' çağrısında bulundu. Raporda, son iki hafta içinde Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerin sayısında %40'a varan bir azalma olduğu ifade ediliyor. Bu rakam, 2023 yılının aynı dönemine kıyasla oldukça yüksek bir düşüşe işaret ediyor. Gemicilik sektörü temsilcileri, bu durumun primlerin artmasına ve ticaret maliyetlerinin yükselmesine yol açtığını belirtiyor. Ayrıca, bazı enerji şirketlerinin alternatif boru hattı projelerini hızlandırdığı konuşuluyor.
Uzmanlar, bu azalmanın yalnızca askeri gerilimlerden kaynaklanmadığını, aynı zamanda bölgedeki siyasi istikrarsızlıkların da etkili olduğunu vurguluyor. İran ile Batılı ülkeler arasındaki nükleer müzakerelerin askıya alınması ve İran'a yönelik yaptırımların yeniden gündeme gelmesi, ticaret ortamını olumsuz etkiliyor. Bununla birlikte, Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin artan enerji talebi, bu boğazın önemini daha da artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz'deki bu azalmanın bölgesel ve küresel yansımaları büyük olacak. Öncelikle, petrol fiyatlarında dalgalanmalar yaşanıyor; Brent petrolün varil fiyatı son bir ayda %12 artışla 90 doların üzerine çıktı. Uzmanlar, bu durumun küresel enflasyonist baskıları artıracağını ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin enerji ithalatını zorlaştıracağını ifade ediyor. Ayrıca, doğalgaz sektörü de etkileniyor; Katar'ın LNG ihracatının büyük kısmı Hürmüz üzerinden yapıldığı için, alternatif rotaların bulunmaması durumunda enerji arz güvenliği riski doğabilir.
Jeopolitik açıdan, ABD ve İran arasındaki gerilimlerin tırmanması, bölgedeki askeri varlıkları artırdı. ABD, Körfez'e ek savaş gemileri ve F-35 savaş uçakları konuşlandırdı; İran ise deniz tatbikatlarıyla misilleme yapıyor. Bu karşılıklı hamleler, bölgede bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. Küresel güçler, bu durumun bir ticaret savaşına dönüşmemesi için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Özellikle Çin, petrol ithalatının büyük bölümünü bu bölgeden karşıladığı için, istikrarın sağlanması için arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor.
Sivil gemilere yönelik saldırıların artması, uluslararası deniz hukukunu da ihlal ediyor. BM Güvenlik Konseyi, iki kez acil toplantı yaparak taraflara itidal çağrısında bulundu. Ancak, taraflar arasındaki güven eksikliği, kalıcı bir çözümü zorlaştırıyor. Katar ve Umman gibi ülkeler, arabuluculuk rollerini artırma çabasındalar. Umman, Hürmüz Boğazı'nın güney kıyısında yer aldığı için bu süreçte kritik bir konuma sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal etmektedir ve bu ithalatın bir kısmı Basra Körfezi üzerinden sağlanmaktadır. Boğazdaki trafiğin azalması ve artan riskler, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükseltebilir ve arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki ticari çıkarları da bulunmaktadır; Türk gemileri ve Türk limanlarına yönelik yük taşımacılığı bu güzergaha bağımlıdır. Türk dış politikası, bölgedeki istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunabilir ve bu süreçte bölgesel aktörlerle iş birliğini artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji arzını çeşitlendirme politikaları kapsamında, bu tür risklerin azaltılmasına yönelik adımlar atması beklenebilir.