Hong Kong'un tanınmış muhalif kitapçılarından Lam Wing-kee, 70 yaşında akciğer kanserine yenik düştü. Pekin yönetimini eleştiren yayınları satarak otoriter rejime karşı duruş sergileyen Lam, 2015 yılında Çin ana karasında gözaltına alınıp 10 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak daha sonra Hong Kong'a iade edilmişti. Serbest kaldıktan sonra da aktivizmini sürdüren Lam, 2020'de yine tutuklanmıştı.
Lam Wing-kee'nin mücadelesi ve hapis süreci
Lam Wing-kee, Hong Kong'da Causeway Bay semtinde işlettiği kitabevinde, Çin Komünist Partisi'ni eleştiren, 1989 Tiananmen Olayı gibi yasaklı konuları işleyen kitaplar satıyordu. Pekin'in baskılarına rağmen kitapçığını kapatmayan Lam, 2015 yılında Tayland üzerinden Çin'e geçtiğinde kaybolmuş ve ardından Çin'de yargılanarak 10 yıl hapse mahkum edilmişti. Uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu dava, Hong Kong'un hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü konusundaki endişeleri artırdı. 2020 yılında sağlık sorunları nedeniyle Hong Kong'a iade edilen Lam, kısa süre sonra yeniden tutuklanarak birkaç ay cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra kanser tedavisi gören Lam, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti.
Hong Kong'un baskı altındaki özgürlük alanı
Lam Wing-kee'nin ölümü, Hong Kong'un Çin'e devrinden sonra giderek daralan sivil özgürlükler alanının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. 1997'de İngiltere'den Çin'e devredilen Hong Kong, 50 yıl süreyle yüksek özerklik ve 'tek ülke, iki sistem' prensibiyle yönetiliyor. Ancak son yıllarda Pekin'in müdahaleleriyle bu özerklik ciddi şekilde aşındı. 2020'de uygulamaya konan ulusal güvenlik yasası, muhalif sesleri susturmak için kullanılıyor. Lam'ın davası da bu yasa kapsamında ele alındı. İnsan hakları örgütleri, Hong Kong'un yargı bağımsızlığını ve ifade özgürlüğünü kaybettiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lam Wing-kee'nin ölümü, Hong Kong özelinde Çin'in otoriterleşme politikasının bir örneği olsa da, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme değildir. Ancak küresel ölçekte ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü konularında yaşanan bu tür baskılar, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası toplumda endişe yaratmaktadır. Türkiye, Çin ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürürken, insan hakları ihlallerine karşı duyarlılığını koruması gerekmektedir. Bu olay, Çin'in muhaliflere yönelik baskıcı tutumunun bir hatırlatıcısı niteliğindedir.