Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin 4 Haziran 1989'da Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda protestoculara karşı düzenlenen askeri müdahaleye ilişkin yorumlarını 'Çin'e yönelik sistematik bir iftira kampanyası' olarak nitelendirerek sert bir dille reddetti. Bakanlık Sözcüsü Mao Ning, günlük basın toplantısında yaptığı açıklamada, ABD'li yetkililerin söz konusu açıklamalarının 'Çin'in içişlerine bariz bir müdahale' olduğunu belirtti. Mao, 'Çin'in tarihi, Çin halkı tarafından yazılır. Hiçbir yabancı gücün Çin'in iç işleri hakkında yorum yapma ya da Çin'in imajını karalama hakkı yoktur' ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı
4 Haziran 1989'da Çin hükümeti, başkent Pekin'in merkezindeki Tiananmen Meydanı ve çevresinde demokratik reform talebiyle toplanan protestoculara karşı ordu ve tankları sevk etmişti. Olaylar, onlarca yıldır Çin'de tartışmalı bir konu olmayı sürdürürken, uluslararası toplumda sık sık gündeme getiriliyor. ABD yönetimi, insan hakları ihlalleri iddialarına dikkat çekerek Çin yönetimini eleştirmeye devam ediyor. Son olarak Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, 'Tiananmen Meydanı'nda yaşananları asla unutmayacağız' açıklamasında bulunmuştu.
Pekin yönetimi ise bu tür eleştirileri 'Çin'in egemenliğine ve sosyalist sistemine yönelik bir saldırı' olarak değerlendiriyor. Çin hükümetine yakın kaynaklar, olayların 'ülkenin istikrarını korumak için alınmış zorunlu bir tedbir' olduğunu savunuyor. Resmi Çin tarih yazımında konu, 'ülkenin birliğine yönelik bir tehdidin bastırılması' olarak yer alıyor. Öte yandan Çin, insan hakları alanında kaydettiği ilerlemeleri vurgularken, Batılı ülkelerin eleştirilerini 'çifte standart' olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-Çin gerilimi, son yıllarda ticaret, teknoloji, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi konularda tırmanma eğiliminde. İnsan hakları ve demokrasi söylemi, Washington'un Pekin'e yönelik stratejik rekabetinin önemli bir ayağını oluşturuyor. Çin ise bu eleştirilere karşılık olarak 'kendine özgü değerler' ve 'kalkınma modeli' vurgusu yapıyor. Pekin, Batı'nın insan hakları anlayışının evrensel olmadığını, her ülkenin kendi tarihi ve kültürel bağlamına uygun bir yol izleme hakkı olduğunu savunuyor.
Asya-Pasifik bölgesinde Çin'in artan etkisi, Japonya, Avustralya ve Hindistan gibi ülkeleri de endişelendiriyor. Öte yandan Çin, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle küresel güneydeki ülkelerle bağlarını güçlendirmeye çalışıyor. Bu bağlamda Tiananmen benzeri tarihsel tartışmalar, Çin'in uluslararası itibarını zedelemeye yönelik bir araç olarak görülüyor. Uzmanlar, ABD'nin bu tür açıklamalarının Çin'de kamuoyunda tepkiyle karşılandığını ve iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştirdiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin-ABD gerilimi, Türkiye'nin dış politikasında denge arayışını etkileyebilecek bir faktör. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ABD ile stratejik ilişkilerini sürdürürken, hem de Çin ile ekonomik işbirliğini (Kuşak ve Yol, ticaret) derinleştiriyor. Bu iki güç arasındaki rekabet, Türkiye'nin manevra alanını daraltabilir. Ankara'nın insan hakları konusunda ilkesel duruşu ile Çin'le pragmatik ilişkileri arasında bir denge kurması gerekiyor. Ayrıca Çin'in Orta Asya'da artan etkisi, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından da yakından izlenmeli.