ABD ordusu, olası bir Pasifik savaşında mühimmat, yedek parça, yiyecek, su ve enerji ikmali için depolarına ve tedarik hatlarına tartışmasız erişim varsayamaz. Bu kritik konu, Rune Technologies'ten David Tuttle, HavocAI'den Paul Lwin ve CACI'den Tom Garvey'in katıldığı bir panelde ele alındı. Tartışma, dağıtılmış bir kuvvetin sürdürülebilirliği ve "son insansız mil" olarak adlandırılan zorluğa odaklandı.
Tartışmalı Lojistiğin Arka Planı
Pasifik'teki geniş mesafeler ve potansiyel rakiplerin (özellikle Çin) artan füze kapasitesi, ABD'nin geleneksel lojistik üstünlüğünü tehdit ediyor. Geleneksel olarak ABD ordusu, dünyanın her yerinde güvenli tedarik hatlarına güveniyordu. Ancak Pasifik'te, özellikle bir çatışma durumunda, bu hatlar kesintiye uğrayabilir. Çin'in A2/AD (Girişi Engelleme/Alanı Reddetme) stratejisi, ABD'nin bölgedeki üslerini ve deniz yollarını risk altına alıyor. Bu nedenle ABD, dağıtılmış kuvvet yapısına yöneliyor: küçük birlikler geniş bir alana yayılıyor ve bu birliklerin ihtiyaç duyduğu malzemelerin insansız sistemlerle taşınması planlanıyor. Panelde, insansız hava ve deniz araçlarının (İHA/İDA) lojistikteki rolü, otonom ikmal sistemleri ve bu sistemlerin güvenliği tartışıldı. David Tuttle, Rune Technologies'in otonom kargo teslimatı çözümlerini; Paul Lwin, HavocAI'nin yapay zeka destekli lojistik planlama yazılımını; Tom Garvey ise CACI'nin iletişim ve ağ sistemlerini anlattı. Tartışmada, sadece teknolojinin yeterli olmadığı, aynı zamanda doktrin, eğitim ve müttefik işbirliğinin de gerekli olduğu vurgulandı. Özellikle "son mil" sorunu, yani malzemelerin dağıtılmış birliklere ulaştırılmasındaki son aşama, en zorlu kısım olarak öne çıkıyor. Bu aşamada insansız sistemler, mürettebatlı araçlara göre daha düşük riskle görev yapabilir, ancak düşman elektronik harp ve siber saldırılarına karşı savunmasız olabilirler.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Pasifik'teki bu lojistik sorun, yalnızca ABD'yi değil, bölgedeki müttefikleri ve ortakları da ilgilendiriyor. Japonya, Avustralya, Filipinler gibi ülkeler, ABD'nin lojistik yeteneklerine güveniyor. Eğer ABD tedarik hatlarını koruyamazsa, bu ülkelerin güvenliği de tehlikeye girer. Ayrıca, Çin'in artan deniz ve hava gücü, bölgedeki dengeleri değiştiriyor. ABD, dağıtılmış lojistik konseptiyle, hem caydırıcılığı artırmayı hem de bir çatışmada hayatta kalma kabiliyetini geliştirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda, insansız sistemler sadece lojistik değil, aynı zamanda istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) görevlerinde de kullanılıyor. Örneğin, insansız deniz araçları (USV'ler) malzeme taşıyabilir veya mayın temizleme gibi görevler yapabilir. Ancak bu sistemlerin otonomisi arttıkça, etik ve hukuki sorular da gündeme geliyor. Panelde, insan kontrolünün önemine dikkat çekildi. Ayrıca, müttefikler arası birlikte çalışabilirlik (interoperability) kritik bir konu olarak öne çıktı; farklı ülkelerin insansız sistemleri ortak harekat yapabilmeli. Bu tartışma, ABD'nin 2023'te yayımladığı "Tartışmalı Lojistik" konsept belgesiyle de uyumlu. Belge, gelecekteki çatışmalarda lojistiğin artık güvenli bir arka plan faaliyeti olmayacağını, aksine düşman saldırılarına açık bir cephe olacağını vurguluyor. Bu nedenle ABD, lojistik unsurlarını da silahlandırmak, korumak ve gerektiğinde kendilerini savunacak hale getirmek zorunda. İnsansız sistemler, bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan stratejik bir coğrafyada bulunuyor ve artan insansız sistem kabiliyetiyle dikkat çekiyor. ABD'nin Pasifik'te geliştirdiği tartışmalı lojistik konsepti ve insansız ikmal çözümleri, Türkiye'nin kendi savunma planlaması için de dersler içeriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, özellikle İHA ve SİHA alanındaki yerli üretimle bu alanda önemli adımlar attı. Ancak lojistikte insansız sistemlerin kullanımı hâlâ gelişmeye açık. Eğer Türkiye, dağıtılmış harekat konseptini benimserse, özellikle Ege ve Akdeniz'deki adalara ikmal için insansız deniz araçları (İDA) kritik rol oynayabilir. Ayrıca, NATO müttefikleriyle birlikte çalışabilirlik, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı ve stratejik ortaklıkları açısından önemli. ABD'nin bu alandaki deneyimi, Türkiye'nin kendi lojistik güvenliğini güçlendirmesi için bir fırsat sunuyor.