Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Leo XIV, İtalya'ya bağlı Lampedusa adasına yaptığı ziyarette Avrupa Birliği'ne ve üye ülkelere göçmenleri koruma ve topluma entegre etme konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri çağrısında bulundu. Akdeniz'de Afrika'dan Avrupa'ya geçişte kritik bir durak olan Lampedusa, yıllardır düzensiz göçün merkez üssü konumunda. Papa'nın bu ziyareti, sadece insani bir mesaj değil, aynı zamanda Avrupa'nın sığınmacı politikalarına yönelik açık bir eleştiri olarak yorumlandı.
Göçmen Koridorunda Sembolik Bir Durak
Papa Leo XIV, 15 Mayıs 2025 Cumartesi günü Lampedusa'ya ayak basarak göçmenlik konusundaki ilk büyük dış politika açıklamasını yaptı. Adada düzenlenen bir ayine katılan Papa, konuşmasında 'Avrupa'nın insanlık değerlerini koruması gerektiğini' vurguladı. Lampedusa, özellikle Libya ve Tunus'tan yola çıkan göçmenlerin ilk varış noktası olmasıyla biliniyor. İtalyan Sahil Güvenliği verilerine göre yalnızca 2025'in ilk dört ayında 20 binden fazla göçmen adaya ulaştı. Papa, 'Bu insanlar savaştan, yoksulluktan ve iklim felaketlerinden kaçıyor. Onları geri çevirmek değil, kucaklamak zorundayız' ifadelerini kullandı.
Ziyaret sırasında Papa, 2013 yılında Lampedusa açıklarında meydana gelen ve 368 göçmenin hayatını kaybettiği facianın anıtını da ziyaret etti. O dönemde dönemin Papa Francis'in yaptığı gibi, denizde hayatını kaybedenler için dua eden Leo XIV, 'Akdeniz bir mezarlığa dönüşmemeli' dedi. Vatikan kaynakları, Papa'nın Lampedusa'yı seçmesinin ardında Avrupa'nın göç politikalarını dünya gündemine taşıma isteği olduğunu belirtiyor.
Avrupa’nın Göç İkilemi ve Küresel Yansımaları
Papa'nın çağrısı, Avrupa Birliği'nin uzun süredir çözüm bulamadığı göç krizine denk geliyor. AB, 2024 yılında kabul ettiği yeni Göç ve Sığınma Paktı ile sınır kontrollerini sıkılaştırırken, aynı zamanda üye ülkeler arasında yük paylaşımını artırmayı hedefliyor. Ancak Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin mülteci kotasına karşı çıkması, paktın uygulanmasını zorlaştırıyor. Öte yandan İtalya, coğrafi konumu nedeniyle orantısız bir yük taşıdığını savunuyor. Başbakan Giorgia Meloni yönetimi, 2024'te Arnavutluk ile yaptığı anlaşma kapsamında bazı göçmenleri bu ülkeye yönlendirerek AB sınırlarını dışarıya taşımayı denedi. Ancak bu uygulama, insan hakları örgütleri tarafından sert şekilde eleştirildi.
Papa'nın Lampedusa çıkışı, aynı zamanda Afrika ve Orta Doğu'daki çatışmalara da dikkat çekiyor. Sudan, Etiyopya ve Suriye'deki istikrarsızlık, her yıl binlerce insanı Akdeniz'e yöneltiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2025 yılında deniz yoluyla Avrupa'ya ulaşmaya çalışan 150 bin kişinin olabileceğini tahmin ediyor. Vatikan'ın bu konudaki insiyatifi, uluslararası toplumda göçmen haklarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, düzensiz göçle mücadelede kritik bir ülke konumunda. Papa'nın vurguladığı entegrasyon ve koruma çağrıları, Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik politikasıyla doğrudan örtüşüyor. Ancak son dönemde artan sığınmacı karşıtlığı, Ankara'nın elini zorlaştırabilir. AB-Türkiye Göç Mutabakatı'nın yeniden canlandırılması ve Avrupa'ya yönelen yeni göç dalgalarının önlenmesi için iş birliği şart. Türkiye, Akdeniz'deki bu tartışmalardan etkilenmeden, mülteci yükünü hafifletmek için AB'den ek mali destek talep ediyor. Papa'nın mesajı, Türkiye'nin insani diplomasi politikasına katkı sağlarken, aynı zamanda uluslararası kamuoyunda mülteci haklarının güçlenmesine zemin hazırlayabilir.