Pakistan, 2015 yılında parlamentonun ülkeyi Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen müdahalesinin dışında tutma kararından 11 yıl sonra, bu kez milletvekillerinin onayına başvurmadan Suudi Arabistan'a hızlı şekilde daha fazla asker konuşlandırmayı kabul etti. Reuters'ın haberine göre, İslamabad yönetiminin aldığı bu karar, ülkenin sivil siyaset kurumlarının devre dışı bırakıldığı ve ordunun dış politika ile güvenlik kararlarında belirleyici aktör haline geldiği bir dönemin işareti olarak değerlendiriliyor.
Habere göre, kararın mimarı olarak öne çıkan isim, ülkenin fiili güç merkezi konumundaki Ordu Komutanı Mareşal Asım Munir. Pakistan'ın Suudi Arabistan ile savunma ilişkileri, özellikle 2015'teki Yemen krizi sırasında ciddi bir sınavdan geçmişti. O dönem parlamento, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik askeri müdahalesine katılmayı reddetmiş, karar ülke içinde geniş bir tartışma yaratmıştı. Şimdi ise aradan geçen sürede askeri ve stratejik önceliklerin sivil onay mekanizmalarının önüne geçtiği bir tablo ortaya çıkıyor.
Kararın arka planı
Pakistan'ın Suudi Arabistan ile ilişkileri, ekonomik bağımlılık ve güvenlik iş birliği ekseninde derinleşmiş durumda. İslamabad, geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan'dan önemli finansal destekler almış, mevduat ve kredi biçimindeki bu yardımlar ülkenin döviz rezervleri üzerindeki baskıyı hafifletmişti. Bu ekonomik bağımlılık, askeri alandaki karşılıklı beklentileri de beraberinde getiriyor. Suudi Arabistan, bölgesel güvenlik mimarisinde Pakistan'ın askeri kapasitesinden yararlanmayı uzun süredir arzu ediyor.
Öte yandan Pakistan'ın iç siyaseti, son yıllarda sivil hükümetler ile ordu arasındaki güç dengesinin ordu lehine kaydığı bir seyir izliyor. Parlamentonun dış politika ve güvenlik kararlarındaki rolü giderek sembolik bir niteliğe bürünüyor. 2015'teki Yemen oylaması, sivil iradenin güvenlik politikasına müdahil olabildiği son örneklerden biri olarak hatırlanırken, bugünkü karar bu mekanizmanın fiilen devre dışı kaldığını gösteriyor.
Askere alma ve konuşlandırma kararları, anayasal olarak parlamentonun denetimine tabi olması gerekirken, uygulamada bu tür adımların hükümet ve ordu arasındaki kapalı kapılar ardında alındığı belirtiliyor. Reuters'ın analizine göre, Suudi Arabistan'a yönelik yeni konuşlandırma kararı, Pakistan'ın dış politikasında askeri aklın belirleyiciliğini pekiştiren bir emsal oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Karar, Basra Körfezi ve Kızıldeniz hattındaki güvenlik dengeleri açısından da önem taşıyor. Yemen'deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim, zaman zaman Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla tırmanıyor. Pakistan askerlerinin Suudi Arabistan'daki konuşlandırılması, Riyad'ın güvenlik kapasitesini güçlendirmeye yönelik bir adım olarak okunuyor. Ancak bu durumun Pakistan'ı İran ile olan hassas dengelerinde zorlayabileceği, hatta ülkeyi Yemen kaynaklı bir çatışmanın içine çekebileceği endişeleri dile getiriliyor.
Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve bölgesel askeri ağırlığı, Suudi Arabistan için stratejik bir sigorta işlevi görüyor. Bununla birlikte İslamabad'ın Hindistan ile olan gerilimi, Afganistan sınırındaki güvenlik sorunları ve ülke içindeki ekonomik kırılganlık, askeri kaynaklarının sınırlarını zorluyor. Bu koşullar altında Suudi Arabistan'a yeni birlik gönderilmesi, Pakistan ordusunun çok cepheli bir yükümlülük altına girdiğini gösteriyor.
Uluslararası alanda ise karar, Pakistan'ın geleneksel olarak yürüttüğü denge politikasından uzaklaşma eğilimini yansıtıyor. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını görece azaltması, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımları ve Suudi Arabistan'ın çok kutuplu bir dış politika arayışı, İslamabad'ın manevra alanını hem genişletiyor hem de risklerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'ın parlamento onayı olmadan Suudi Arabistan'a asker konuşlandırması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik denklemindeki konumunu da dolaylı olarak etkiliyor. Türkiye, hem Pakistan hem de Suudi Arabistan ile savunma iş birliğini derinleştiren bir aktör. İslamabad'ın askeri karar mekanizmasında parlamentonun devre dışı kalması, Türkiye'nin muhatap aldığı sivil siyasi kurumların zayıflaması anlamına geliyor. Öte yandan Suudi Arabistan'ın Pakistan askeri gücüne yönelmesi, Körfez güvenlik mimarisinde Türkiye'nin rolünü ikinci plana itebilir. Bu gelişme, Ankara'nın bölgesel ittifaklarını ve savunma sanayii ihracatını yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.