Pakistan'da medya profesyoneli Hina Javed'in vahşice öldürülmesi, ülkede kadına yönelik şiddetin artışına karşı feminist acil durum ilan edilmesi yönündeki çağrıları yeniden gündeme getirdi. Javed'in cesedi geçtiğimiz hafta Pencap eyaletinin başkenti Lahor kentinde bulundu; 26 yaşındaki genç kadının boğularak öldürüldüğü belirlendi. Olayla ilgili olarak eski nişanlısı gözaltına alındı. Javed'in ölümü, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı ve Pakistan'da kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için acil önlemler alınması taleplerini artırdı.
Hina Javed cinayeti ve kadına yönelik şiddetin boyutları
Hina Javed, dijital medya alanında çalışan genç bir kadındı. Arkadaşları ve ailesi tarafından 'hayat dolu, kariyerine bağlı' biri olarak tanımlanan Javed'in öldürülmesi, Pakistan'daki kadınların karşı karşıya olduğu güvenlik açığının bir başka trajik örneği olarak kaydedildi. Yerel polis, cinayetin ardından eski nişanlısını sorguladığını ve şüphelinin ifadesinde çelişkiler olduğunu doğruladı. Soruşturma devam ederken, kadın hakları örgütleri Javed'in ölümünün yalnızca bireysel bir vaka olmadığını, sistemik bir sorunun parçası olduğunu vurguluyor.
Pakistan'da kadın cinayetleri son yıllarda endişe verici bir artış gösteriyor. Ülkenin insan hakları komisyonuna göre, yalnızca 2023 yılında binden fazla kadın 'namus' adına veya aile içi şiddet sonucu öldürüldü. Ancak uzmanlar, gerçek rakamların çok daha yüksek olduğunu, çünkü birçok vakanın raporlanmadığını veya intihar olarak kaydedildiğini belirtiyor. Kadın hakları aktivistleri, yasaların yetersiz uygulanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve cezasızlık kültürünün bu şiddeti beslediğini ifade ediyor.
Feminist acil durum çağrıları ve hükümete baskı
Hina Javed'in katledilmesi, ülke genelinde protestolara yol açtı. Başta Lahor ve Karaçi olmak üzere birçok şehirde kadınlar sokaklara çıkarak 'Adalet istiyoruz' sloganları attı. Kadın hakları örgütleri, hükümete 'feminist acil durum' ilan etme çağrısında bulunuyor. Bu kavram, kadına yönelik şiddetin ulusal bir kriz olarak ele alınması ve bu doğrultuda olağanüstü önlemler alınması anlamına geliyor. Aktivistler, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele için özel mahkemeler kurulmasını, kadın sığınma evlerinin sayısının artırılmasını ve polis ile yargı mensuplarına toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesini talep ediyor.
Pakistan hükümeti ise konuya ilişkin açıklamasında, kadına yönelik şiddetle mücadelenin öncelikleri arasında olduğunu belirtti. İnsan Hakları Bakanı, konuşmasında 'Bu tür olaylar bizim için utanç kaynağı. Kadınların güvenliğini sağlamak için yasaları daha etkin şekilde uygulayacağız' dedi. Ancak aktivistler, hükümetin açıklamalarını yetersiz buluyor ve geçmişte benzer sözlerin ardından ciddi bir iyileşme yaşanmadığını hatırlatıyor. Pakistan'da kadın cinayetlerine ilişkin cezai yaptırımların caydırıcılıktan uzak olduğu, birçok failin kısa sürede serbest kaldığı biliniyor.
Uluslararası toplum ve Pakistan'daki kadın hakları mücadelesi
Hina Javed cinayeti, uluslararası insan hakları örgütlerinin de dikkatini çekti. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), yaptığı açıklamada Pakistan'da kadına yönelik şiddetin 'endişe verici boyutlara ulaştığını' belirterek, hükümeti acil önlem almaya çağırdı. Uluslararası Af Örgütü ise Pakistan'da her yıl binlerce kadının öldürüldüğünü, bu cinayetlerin faillerinin genellikle cezasız kaldığını hatırlattı. Bu tür uluslararası baskılar, Pakistan hükümetinin konuyu ciddiye almasında etkili olabilir. Nitekim geçmişte uluslararası toplumun baskısı, Pakistan'ı 'namus' cinayetlerine ilişkin yasal düzenlemeler yapmaya zorlamıştı. 2016 yılında kabul edilen yasa ile 'namus' savunmasıyla ceza indirimi uygulamasına son verilmişti. Ancak uygulamadaki eksiklikler hâlâ devam ediyor.
Pakistan toplumunda kadın hakları konusu, uzun yıllardır mücadele edilen hassas bir alan. Ülkede kadınların eğitim, iş hayatı ve siyasete katılımı artmakla birlikte, muhafazakâr toplumsal normlar kadınların güvenliğini ve özgürlüğünü kısıtlamaya devam ediyor. 'Namus' kavramının kadın bedeniyle ilişkilendirilmesi, birçok cinayetin meşrulaştırılmasına yol açıyor. Kadın hakları aktivistleri, bu anlayışın ancak eğitim ve farkındalıkla değişebileceğini savunuyor. Hina Javed'in ölümü, bu mücadelenin ne kadar kanlı bir zeminde sürdüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede önemli yasal düzenlemeler yapmış olmakla birlikte, son yıllarda bu mücadelenin zayıfladığı eleştirileriyle karşı karşıyadır. Pakistan'daki feminist acil durum çağrıları, Türkiye'deki kadın hareketine ilham verebilir ve kamuoyunda benzer bir farkındalık oluşturabilir. Ayrıca, İslam dünyasında kadın hakları konusunda atılacak adımlar, Türkiye'nin bu alandaki uluslararası imajını etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin bu konudaki iç sorunları, dış politikasında bu konuyu öne çıkarmasını zorlaştırmaktadır. Yine de, uluslararası platformlarda kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda iş birliği yapmak, iki ülke açısından da faydalı olabilir.