Pakistan, Yemen’deki İran destekli Husilerin bu hafta Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırıların ardından, ABD ile İran arasındaki gerilime sürüklenme endişesiyle karşı karşıya. Reuters’ın analizine göre, İslamabad yönetimi Husilerin eylemlerinin, bölgede oynayabileceği arabuluculuk rolünü zora sokmasından ve ülkeyi doğrudan bir çatışmanın içine çekmesinden korkuyor. Pakistanlı yetkililer, saldırıların Suudi Arabistan’ın güneyindeki askeri tesisleri hedef aldığını ve bunun bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getirdiğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Husilerin Saldırıları ve Pakistan’ın Endişeleri
Analistler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının Pakistan’ı ABD-İran çatışmasının içine çekme riski taşıdığını vurguluyor. Yetkililer, İslamabad’ın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile olan yakın askeri ve ekonomik bağları nedeniyle, saldırıların dolaylı olarak kendilerini hedef aldığını düşünüyor. Pakistan, Suudi Arabistan’da konuşlu askeri danışmanlar ve eğitim personeli bulunduruyor; ayrıca Riyad’la ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Ancak İran’la da sınırı olan Pakistan, iki büyük güç arasında denge kurmakta zorlanıyor. Husilerin saldırıları, Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemlerini test ederken, bölgedeki diğer aktörlerin de dikkatini çekiyor.
Suudi Arabistan’ın güneyindeki Asir bölgesinde bulunan Khamis Mushait askeri hava üssü ve Cizan’daki bir enerji tesisi, Husiler tarafından insansız hava araçları ve füzelerle vuruldu. Saldırılar bir can kaybına yol açmazken, Suudi koalisyon güçleri saldırıların engellendiğini açıkladı. Ancak bu tür saldırılar, Körfez ülkelerinin güvenlik açığını gözler önüne seriyor ve Pakistan gibi müttefikleri daha derin bir angajmana itebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Pakistan’ın İkilemi
Pakistan, bir yandan Suudi Arabistan’la stratejik ortaklığını sürdürürken, diğer yandan İran’la da diplomatik ilişkilerini korumaya çalışıyor. İslamabad’ın bu ikili duruşu, Husilerin saldırılarıyla daha da karmaşık hale geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı, saldırıları kınamakla yetinirken, doğrudan askeri bir müdahaleden kaçınıyor. Ancak uzmanlar, Suudi Arabistan’ın talebi halinde Pakistan’ın askeri destek sağlamak zorunda kalabileceğini belirtiyor. Bu durum, Pakistan’ın İran’la olan sınır güvenliği iş birliğini ve Afganistan’daki istikrar çabalarını da olumsuz etkileyebilir.
ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı ve İran’a yönelik baskıları, Husilerin eylemlerini daha geniş bir ABD-İran çatışmasının parçası haline getirebilir. Yahya Sinwar liderliğindeki Hamas ve Hizbullah gibi diğer İran destekli grupların da bölgede artan faaliyetleri, Pakistan’ı sadece Körfez’de değil, aynı zamanda kendi sınırlarında da tehdit altında hissettiriyor. Pakistan, bu nedenle, hem Suudi Arabistan’ı koruma taahhüdü hem de İran’la çatışmaktan kaçınma arasında sıkışmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından önemli bir boyut taşıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve İran arasında denge gözeten ülkelerden biri olarak, bölgede yeni bir çatışma hattının oluşmasını istemiyor. Husilerin saldırıları, Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle artan ticari ve siyasi ilişkilerine gölge düşürebilir; aynı zamanda İran’la enerji ve güvenlik konularında süren iş birliğini zorlaştırabilir. Türkiye, Pakistan’ın ikilemini yakından izleyerek, kendisinin de benzer bir duruma düşmemesi için diplomatik girişimlerini artırabilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık Türkiye’nin enerji güvenliğini ve Irak-Suriye politikasını da etkileyebilir.