Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, uluslararası denizlerde seyrüsefer serbestisinin yalnızca bölgesel değil, küresel bir gereklilik olduğunu belirterek, bu ilkenin korunmasının dünya ticareti ve güvenliği açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Şerif’in bu açıklaması, özellikle Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’nde artan jeopolitik gerilimlerin gölgesinde yapıldı. Pakistan Başbakanı, konuşmasında “Hiçbir ülke, uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmış olan bu hakkı tek taraflı olarak kısıtlama yetkisine sahip değildir” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin Arka Planı
Şahbaz Şerif’in bu çıkışı, Pakistan’ın deniz güvenliği konusundaki hassasiyetinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Ülke, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) kapsamında Gwadar Limanı’nı geliştirirken, aynı zamanda Hint Okyanusu’ndaki deniz ticaret yollarının güvenliğini sağlama amacı taşıyor. Özellikle Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran ile ABD arasındaki gerginlik, bölgedeki deniz güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında. Pakistan, bu bağlamda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) atıfta bulunarak, kıyı devletlerinin egemenlik hakları ile uluslararası toplumun serbest geçiş hakkının dengelenmesi gerektiğini savunuyor.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada da benzer ifadelere yer verilerek, “Denizlerde serbest geçiş, uluslararası barış ve istikrarın temel taşlarından biridir. Bu hakkın ihlali, küresel tedarik zincirlerini sekteye uğratarak ekonomik krizlere yol açabilir” denildi. Açıklamada ayrıca, Pakistan’ın bölgesel deniz güvenliği işbirliğine katkı sağlamak amacıyla çok taraflı platformlarda aktif rol oynadığı ifade edildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Şerif’in açıklaması, özellikle Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında artan deniz ticareti bağlamında önem kazanıyor. Pakistan, Hint Okyanusu’ndaki stratejik konumu sayesinde Çin’in enerji ithalatı ve ticaret yolları için kritik bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Öte yandan, Hindistan’ın bölgedeki askeri varlığını artırması ve ABD’nin özgür ve açık Hint-Pasifik stratejisi, Pakistan’ın deniz güvenliği politikalarını doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, bu gelişmenin aynı zamanda İran ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabette taraf olma anlamına gelmediğini, Pakistan’ın daha çok arabulucu rolü üstlenmeye çalıştığını belirtiyor.
Küresel düzeyde ise denizlerde serbest geçiş ilkesi, Rusya’nın Ukrayna tahıl koridoru gibi krizlerde de sınanmış durumda. Pakistan’ın bu tavrı, gelişmekte olan ülkelerin küresel ticaret sistemine entegrasyonu ve enerji güvenliği açısından da kritik bir pozisyonu temsil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan Başbakanı’nın denizlerde serbest geçiş vurgusu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de benzer şekilde savunduğu ilkelerle örtüşmektedir. Türkiye, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlardan geçiş rejimini düzenlerken, uluslararası hukuka dayalı bir deniz güvenliği mimarisinin önemini her fırsatta dile getirmektedir. Bu bağlamda, Pakistan’ın UNCLOS’a atıfla yaptığı çağrı, Ankara’nın “deniz yetki alanlarının uluslararası hukuka uygun olarak belirlenmesi” tezini destekler niteliktedir. Ayrıca, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda artan ticari ve diplomatik angajmanı düşünüldüğünde, Pakistan’ın bu açıklaması iki ülke arasında deniz güvenliği alanında işbirliği potansiyelini artırabilir.